devletmemuru

TÜM YÖNLERİYLE KIDEM TAZMİNATI FONU

Kıdem Tazminatı Fonu’nun olumlu ve olumsuz yönleri - ALİ TEZEL


Getirilmesi düşünülen kıdem tazminatı fonunun olumlu yönleri var olumsuz yönleri ama son günlerde kamuoyunu yönlendirmek için sadece olumlu yönleri ele alınıp, halkın fon taraftarı olması için tava getirme çalışmaları devam ediyor…

Fon’un işçi için olumlu-olumsuz yönleri olduğu gibi işveren için olumlu-olumsuz yönleri de var…

İşçi için olumlu yönleri;

1-Her dönem kıdem tazminatlı olacak

Şu andaki uygulamada, aynı işveren emrinde en az bir tam yıl çalışmış olmak ön şartıyla, işyerinden kıdem tazminatı alacak şekilde işten ayrılmak gerekiyor. Fon gelirse tıpkı SSK primi ödenir gibi işçi adına işvereni her ay Fona para ödeyecek ve işyerinden kıdem tazminatı alacak şekilde ayrılma olmasa bile fonda kişi adına para birikecek. En önemlisi 3-5 ay çalışıp ayrılanın ömrü boyunca kıdem tazminatı alabilme hakkı olmadığı halde fon gelirse olacak.

Çünkü, işveren her işçi için fona her ay fon primi ödeyecek. Özellikle taşaron şirket işçileri ben paramı hangi taşarondan alacağım derdinden kurtulacaklar.

2-Fon kişisel hesap şeklinde olacak

Fon ile ilgili düzenleme henüz tasarı taslağı aşamasında olsa bile getirilmek istenen düzenlemeye göre herkesin fona ödenecek primi kendisine ait olacak ve son beş yıllık ücret ortalamasına göre fona prim ödenen her yıl için bir brüt maaş tutarında ödeme yapılacak.

3-İşveren fona, fon işçiye ödeyecek

İşçi için olumlu yönlerden birisi kıdem tazminatının işverence değil, fon tarafından işçiye ödenecek olmasıdır. İşverenin işçi adına fon primini ödemiş olup olmamasının bir önemi yok. Fon primi işverenden alacağından işvereni fona borçlu olsa bile işçi fondan şartları oluşunca parasını alabilecek. Kıdem tazminatının borçlusu işveren değil fon olacak.

4-Fondan üç şekilde para çıkacak

Şimdiki halde 1475 sayılı (eski) İş Kanunu’nun 14 üncü maddesine göre, en az bir yıl aynı işveren emrinde çalışmış olmak kaydıyla, işten ayrılma halinde yedi hal ortaya çıktığında işçi kıdem tazminatını alabilmekte iken, fon gelirse fondan üç şekilde para alınabilecek.

1-      Emekli olunca kendisi,

2-      Ölünce geride kalanları,

3-      Fonda adına 10 yıl prim ödendiğinde isteği üzerine kendisine,


5-İşçilerin kıdem tavanı artacak

İşçiye son brüt ücreti tutarında her yıl için bir brüt maaş kıdem tazminatı ödeniyor ama bu rakamın tavanı var. Tavan da en yüksek devlet memuru olan başbakanlık müsteşarına ödenen bir yıllık ikramiye kadardır. Bu rakam 2011 yılı ikinci dönemi için 2,731.85  TL.’dir. Ücreti bundan yüksek olsada işçi ancak her yıl için bu kadar tazminat alabilir. Fon gelirse (tasarı değişmezse) SGK’ya bildirilen tavan ücret 5440,50 TL baz alınacağından işçilerin fondan alacakları tazminat da fazla olacak.

İşçi için olumsuz yönleri;

1-Kıdem tazminatı alma halleri azalıyor

Halen, yedi hal oluştuğunda işveren işçiye kıdem tazminatı ödemek zorundadır. İşyerinde en az bir tam yıl çalışmış olmak koşuluyla, bunlar;

1-İşveren tarafından haklı bir sebep olmadan işten çıkartılırsa,

2. İşçi haklı bir sebeple işi bırakırsa,

3. Erkek çalışanlar askerlik için işi bırakırsa,

4. Emekli olmak amacıyla işçi işi bırakırsa,

5. Emeklilikte diğer şartları tamamlayıp, tamamlaması gereken yaşı evinde geçirmek isteyen işçi işi bırakırsa, (15 yıllık sigortalılık süresi ve bu süre içinde 3600 günü varsa işçinin isteği üzerine,)

6-Kadın işçinin evlendikten sonraki bir yıl içinde işi bırakırsa,

7-İşçinin ölmesi,

hallerinde her çalışma yılına bir brüt maaşları tutarında kıdem tazminatı ödenir.

Fon gelirse bu haller azalacak, mesela askere giden, 15 yılı tamamlayan, evlenen veya işten çıkan ve çıkarılan işçi kıdem tazminatı alamayacak.

2-İşsizlik devresi parasız geçecek

Kıdem tazminatının en önemli işlevlerinden birisi işçinin gerek işten çıkma ve gerekse çıkarılma halinde kıdem tazminatı alması ve işsiz kaldığı, iş aradığı dönemde bu parasını harcamasıdır. Fon gelince bu tür bir uygulama olmayacağından işçinin, iş arama ve işsizlik dönemi parasız geçecektir. Bu dönemde İşsizlik Sigortası Fonundan işsizlik ödeneği alabilme durumu da olabilmektedir ama bugünkü haliyle işsizlik ödeneği işçinin alıştığı yaşam seviyesini koruyacak düzeyde ödenek vermemektedir. (en düşük 334, en yüksek 669 TL)


3-Fon’un geleceği belirsiz

Getirilmesi düşünülen Kıdem Tazminatı Fonu’nun en büyük handikaplarından birisi fonu devletin yönetecek olmasıdır. Eski Tasarrufu Teşvik Fonu (TTF), eski Konut Edindirme Yardımı Fonu (KEY) ve halen yaşama mücadelesi veren İşsizlik Sigortası Fonu gibi amacı dışında kullanılma ve fonun gelirlerinin devletçe çarçur edilmesi tehlikeler mevcuttur. Mesela asla amacı dışında kullanılmayacak denilen İşsizlik Sigortası Fonu şu an devlet tarafında, GAP müteahhitlerine, bölünmüş yol çalışmalarında harcanmaktadır. Mesele 2011 Haziran ayı Fon verilerine göre; İşsizlik Sigortası Fonundan geçmiş yıllarda 9.202.720.793,23.-TL GAP kapsamında Hazine Müsteşarlığı hesaplarına aktarılmıştır. 2011 yılında ise 253.163.254,75.-TL aktarım yapılmıştır.


Bu sebeple Kıdem Tazminatı Fonu kurulması, kıdem tazminatının kaldırılmasının yıllara yayılması anlamında gelecektir. Yıllar süresince de devlet işverenlere ödettiği fon primlerini tepe tepe kullanacak, ilk ödeme 10 yıl sonra olacağı için de 10 yıl sonra iktidarda olan hükümet de geçmiş hükümetleri suçlayıp, fonda para yok diyecektir.

4-Kıdeme esas ücret de düşecek

Halen geçerli olan kanunlara göre kıdem tazminatı ödenirken 30 günlük ücret bulunurken, geriye doğru bir yıl içinde işçiye ödenen her türlü maddi menfaatler dikkate alınmaktadır. Yani, servisler, işyerinde verilen yemekler, özel sigorta yardımları gibi para ve para ile ölçülebilen her türlü ödemeler kıdem tazminatında dikkate alınıyor ama fon gelirse bu iş bitecek. Sadece işçinin (işverence SGK’ya bildirilen) brüt ücretine göre fona prim ödeneceğinden işçilerin kıdem tazminatına esas ücretleri düşecektir.

5-Kayıtdışı çalışanların kıdemi yok olacak

Ülkemizde, gerçekte brüt ücreti 2500 YTL olan bir çalışanın, SSK’ya asgari ücret olan 837 YTL’den bildirildiği bilinen kayıtdışılıklardan biridir. İşte bu işçi şu an işten kıdem tazminatı alma hakkıyla ayrıldığında muhatap işveren olduğu için gerçek ücreti olan 2500 YTL’den ödenmesini temin edebilmektedir. Kıdemi işveren değil de 10 yıl sonra fon öderse 837 YTL’yi dikkate alarak ödeyecektir. Tabi, tamamen kayıtdışı olanlar da işyerlerinden ayrılırken, sigortasız da olsalar işverenden kıdem tazminatı alabilmektedirler ama fon gelirse, fondan tek kuruş alamayacaklardır.


6-Gazetecilerin kıdemine tavan gelecek

Fon gelirse SGK’ya bildirilen tavan ücret baz alınacağından 5440,50 TL. halen 5953 sayılı Basın-İş Kanunu gereğince kıdem tazminatı alan kamuoyunda 212’li denilen basın çalışanlarının kıdem tazminatı tavanı da bu rakam ile sınırlı olacak. Aylık brüt ücreti bu rakamdan yüksek olan basın çalışanları Fondan sonra kıdem tazminatını tavanlı olarak alacaklar.

Fon gelirse işçinin işyerine bağlılığı biter



Mevcut kıdem tazminatı uygulamasının kaldırılıp yerine getirilmesi düşünülen kıdem tazminatı fonunun işçiler için olumlu olumsuz yönlerinden bahsettik. 

Şimdi de işverenler için olumlu olumsuz yönlerini ele alıyoruz.

İşverenler aslında kıdem tazminatının tamamen kaldırılmasını talep ediyorlar bunu örgütleriyle de yüksek sesle dile getirip, uluslar arası sermayenin güçlü örgütleriyle (OECD, İMF, Dünya Bankası gibi) ülkemize baskı da yaptırıyorlar. Örgütsüz olan işçiler ise buna karşın yüksek ses çıkaramıyorlar. İşçi ile işveren arasında sorun olan kıdem tazminatı meselesine devlet ise müdahil olup, kıdem tazminatını kaldıralım diyerek işvereni memnun eder görünürken, yerine kıdem tazminatı fonu getirelim diye işçilere de şirin görünmek istiyor ama asıl amacı işçi-işveren arasında borç alacak ilişkisi yaratan devasa kıdem tazminatını fon kurarak kendi cebinde toplamaktır.

Kıdem tazminatı işçinin sonraya bırakılmış alacağıdır…

TİSK gibi bir işveren örgütü kıdem tazminatı yükünün işverenlerin sırtında çok yük oluşturduğunu ve bazı küçük ve orta ölçekli işletmeler için sermayelerin sıfırlanması riski ile karşı karşıya geleceklerini iddia ederek, kıdem tazminatının tamamen kaldırılmasını fon bile kurulmamasını istemektedirler. Ancak, kıdem tazminatına yüklenen anlamlardan birisi de “Ücretin sonraya bırakılmış hali” olmasıdır. Öyleyse, şirketlere yük olarak gösterilen kıdem tazminatları gerçek anlamda, işverenin sonraya bıraktığı ücrettir ve işçiden işverenine borçtur. Bu nedenle yük ise tıpkı bankadan alınan kredi gibidir. İşverenler bankalarda kredi aldıklarında ve kredi borçları da arttığında, “ borçlarımız çok arttı, kredi baskısı yaşıyoruz, bankaları kapatın” diyemiyorlarsa, benzer şekilde kıdem tazminatları birikti bunu kaldırın dememeleri gerekir.


İşverenler için olumlu yönleri;

1-Kıdem tazminatı borçlusu işveren olmayacak

Kıdem tazminatı fonunun uygulamaya girmesi halinde, işyerinde çalışanlar işçileri için işveren Fona her ay SGK’ya bildirdiği kazanç toplamının yüzde 4 veya 8’i oranında (tasarı daha net değil) her ay fona prim ödeyecek ama işçilerine kıdem tazminatı ödemesi yapmayacak. Kıdem tazminatının borçlusu Fon olacak. Bu sebeple işyerleri kıdem tazminatı yükü altında kalmayacak.

2-İşten çıkan/çıkarılana kıdem ödemeyecek

Mevcut uygulamada, işten kıdem tazminatı alacak şekilde çıkan veya işten çıkarılana kıdem tazminatı ödemek zorunda olan işveren Fonun devreye girmesi halinde işten çıkan veya çıkarılana kıdem tazminatı ödemek zorunda kalmayacak. Bu durumda işten çıkarma konusunda tereddüt etmeyecek. Ayrıca, askere gidene, evlenene, emekli olana da kıdem ödemek zorunluluğu olmayacak.

3-Mahkemelerden kurtulacaklar

Halen iş mahkemelerinin en büyük konularından birisi işçilerin, işverenlerinden alamadıkları kıdem tazminatı davalarıdır. Kıdem tazminatı fonu gelirse işçilerin, işten çıkma/çıkarılma durumlarında kıdem tazminatı borçlusu işveren olmayacağı için işveren bu tür davalara muhatap olmayacaktır. Yani, dava ile vakit kaybetmeyecek, avukatlık ve dava masrafları ile de karşılaşmayacaktır.

4-Daha çok işçi çalıştırabilecekler

Kıdem tazminatının kaldırılmasını talep büyük işveren örgütleri bunu talep ederlerken, kıdem tazminatı yükünden korkan işverenler işçi işe alma konusunda bu sebeple de tereddüt yaşıyor diyorlar. Kıdem Tazminatının kaldırılıp yerine fon uygulaması gelmesi halinde bu tür tereddütler de ortadan kalkacaktır.

İşverenler için olumsuz yönleri;

1-İşçiyi işyerinde tutamazlar
Kıdem tazminatının fonksiyonlarından, özelliklerinden birisi de, işçinin işyerine ve işverene bağlılığının ödülüdür. Yani işçi işyerine ve işverene ne kadar uzun süre bağlı kalırsa o kadar çok kıdem tazminatı alacaktır. İşte, kıdem tazminatı bugünkü özelliklerini kaybederse yani kıdem tazminatı kaldırılıp yerine kıdem tazminatı fonu kurulduktan sonra artık işçinin işyerine ve işverene bağlılığı özelliği sona erecektir. Bu durumda da işçilerin işyerleri arasında gidip gelmesi yani İŞÇİ DEVRİ  hızlanacaktır. O kadar hızlanacaktır bazen bir işçi bir günde 3 veya 4 defa işyeri değiştirecektir.

2-Kıdemini düşünen işçi işini bırakmaz

Bir işyerinde aylık 1000 lira ile 5 yıldan beri çalışan bir işçiye karşı fabrikadan 100-200 lira daha fazla ücret verildiğinde işçi 5 yıllık kıdemini yakmamak adına gitmemektedir. Ancak, 100 lira fazla ücret veren işyerine gittiği takdirde kıdeminin yanmayacağını bilen işçi çok sık işyeri değiştirecektir. Bu durumda işverenler nitelikli işçilerini çok daha rahat kaybedeceklerdir. Kaybeden de daha çok küçük ve orta ölçekli şirketler olacaktır.

3-İşverenlerin sermayeleri de fona aktarılacaktır

“Kıdem Tazminatı Fonu”nu çok işçi çalıştıran işverenler ile bu işverenlerin işçileri istemiyor ama az işçi çalıştıran işverenler ile bunların işçileri istiyor. Yani büyük işverenler fonu istemiyor ama küçük işverenler istiyor.

Tıpkı, 506 Sayılı Kanun’un Geçici 20 inci Maddesi gereğince bazı özel banka ve borsaların çalışanları için SSK’ya prim ödemek yerine, kendilerinin emeklilik sandıkları kurması gibi çok işçi çalıştıran işverenler, kurulacak “Kıdem Tazminatı Fonu”na prim ödemek yerine bu primleri kendileri kullanmak, gerektiğinde kendi sandıklarından ve fonlarından kredi kullanabilmek istiyorlar. Küçük işverenler ise kıdem tazminatı yükü arttıkça ödeme sıkıntısına düşmemek için fona taraftarlar.

Ayrıca fon kurulursa halen SSK ve İşsizlik Sigortasına ödenen primlerden başka bir de her ay yüzde 4 veya 6 oranında kıdem tazminatı fonuna işveren ödeme yapacaklar. Yani devlete ödedikleri rakam artacak, devletin kasasına giren rakam da yükselecek.

Şu anda işyerinde çalışan işçileri için kıdem tazminatı karşılığı ayıran ve ayırdığı bu fonu da sermayesiymiş gibi kullanabilen işveren kıdem tazminatı fonunun kurulmasından sonra her ay belli oranda primi, devlete ödeyeceği için kendi kullandığı fonu, devlete kullan diye verecektir. Mesela, 100 işçisi olan bir fabrika aylık 200 bin lira brüt ücrete göre 8 bin ile 12 bin lirayı her ay fona gönderecektir ama fon olmasaydı bu ayırdığı parayı kendisi kullanabilmektedir.

4-Fonu işveren değil devlet kullanacak
İşverenlere, mevcut vergi ve prim ödemeleri dışında yeni bir ödeme daha getirecek ve halen kendilerince kullanılan (özel) fonun devlet tarafından kullanılması sonucunu getirecektir. “Kıdem Tazminatı Fonu” çok işçi çalıştıran işverenler ile az işçi çalıştıranlar işverenlerin taraf olduğu ve devletinde yeni bir kaynak gözüyle bakarak talepkar olduğu bir DEV FON’u ortaya çıkaracaktır. Kıdem tazminatı fonunu da devlet 10 yıl boyunca tepe tepe kullanacaktır.

Samimi iseniz çalışanlar için “kıdem tazminatı garanti fonu” getirmelisiniz

Kıdem tazminatı fonu gelsin diyenler en başta, sanki işçileri düşünüyorlarmış gibi bazı küçük işletmeler ile iflas eden şirketlerin işçileri kıdem tazminatlarını alamıyorlar O nedenle fon gelmeli diyorlar…

Madem işçiyi bu kadar düşünüyorsunuz, madem derdiniz kıdem tazminatını işverenden tahsil edemeyen işçiler, kıdem tazminatı uygulamasına hiç dokunmayın üstüne “Kıdem Tazminatı Garanti Fonu” kurun ki samimiyetinizi gösterin.…

Yani, kıdem tazminatı uygulaması aynen kalsın, işverenden kıdem tazminatını alamayan işçilere paralarını ödemeleri için fon kurulsun…

İşverenler için Kredi Garanti Fonu

Uygulamada olan bir “Kredi Garanti Fonu” var. Biliyorsunuz, bankalar kriz ortamında kredi vermekten korkuyorlar ve verdikleri kredinin geri gelmeme ihtimalini öne çıkarıyorlar. Hükümet de buna karşın, “Kredi Garanti Fonu” kurup, işverenlerin ödeyemedikleri kredileri bu fona yüklemeye ve bankaları rahatlatıyor…

Bakın, bankaları kapatalım, kredileri biz verelim Kredi Fonu kuralım demiyorlar, krediyi yine bankalar versin ama biz de bankalara kredisini geri ödeyemeyen işverenleri rahatlatalım diyorlar. O zaman aynı şeyi işçiler yani çalışanlar için de düşünmeliler…

İşçiler için de Kıdem Tazminatı Garanti Fonu gelmeli

Yeniden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız olan Faruk ÇELİK, daha önceki konuşmalarından birisinde, “Kıdem tazminatında “bireysel fon oluşturulması” seçeneğini uygun gördüklerini belirtip, “Bize göre en doğru çıkış yolu bireysel fon. Yani işveren, işçi başına fona prim yatıracak, biz de bunları denetleyeceğiz” demişti. Ardından da, mevcut kıdem tazminatı uygulamasının ise işçi aleyhine olduğunu savunup, atılan kişiye kamu dışında hiçbir özel sektör kurumunun kıdem tazminatı ödemediğini ileri sürüp, “Sorun da bu. Biz işçi kendi isteği ile ayrıldığında da fondan yararlanmasını sağlayacağız” demişti.

Yani diyordu ki biz işçileri çok düşünüyoruz Onlardan bazıları kıdem tazminatını işverenlerinden alamıyor o nedenle fon getireceğiz. Peki öyleyse işçileri, çalışanları bu kadar çok düşünüyorsanız, derdiniz çalışanların kıdem tazminatlarını tam olarak almaları ise buyurun “Kıdem Tazminatı Garanti Fonu” kurun.

Mevcut haklara ise dokunmayın…

“Allahım kendim için bir şey istiyorsam namerdim sen anneme güzel bir gelin nasip et “ türü bir yakıştırma ile biz işçilerin kıdem tazminatını elinden alıp işi sulandırmak istemiyoruz, onların kıdem tazminatlarını eksiksiz almaları için uğraşıyoruz diyenler gerçekten samimi iseler. Mevcut kıdem tazminatı haklarına dokunmadan, bu haklarına ulaşamayanlara yardımcı olacak çözümler peşinde koşarlar.

***Evlenen kızlarımız kıdemlerini alıp çeyizlerini alabilsinler,

***Askere giden gençlerimize askerde harçlık lazım,

***Emekli olan çalışanlarımı hayallerini gerçekleştirebilsinler,

***İşten atılanlar üç kuruş işsizlik ödeneği bittikten sonra da hayatlarını idame ettirebilsinler,

***İşvereni kendisine haksızlık eden çalışan haklı sebeple işini bırakınca aç kalmasın,

***Anasını-babasını-eşini kaybedenler acılarını hafifletebilsinler.

4- Dönüp-dolaşıp kıdemi kaldırmayı gündeme getiriyorlar

Son 10 yıldır söz dönüp dolaşıp kıdem tazminatlarının kaldırılmasına geliyor, ara sıra yoklama çekiyorlar bakıyorlar halk tava gelmiş mi? Ses çıkaran yok mu var mı? Diye yokluyorlar. Sesinizi çıkarmazsanız kaldırırlar bu hakkınızı. Öte yandan bugün sadece işçilerin kıdem tazminatı tartışma konusu edilmektedir. Ama tartışma sonucunda kıdem tazminatında bir indirime gidilirse bu, memurları da etkileyecektir. Zira, kıdem tazminatına paralel olarak kamu çalışanlarına da emekli olduklarında çalıştıkları her yıla karşın bir aylıkları ikramiye olarak verilmektedir. Kıdem tazminatı kalkarsa memurların ikramiyesi de kaldırılacaktır.

Özellikle AB’yi örnek gösterip (ki sadece dört AB ülkesinde kıdem tazminatı uygulaması yasal olarak yok ama TİS’ler ile var) Kıdem tazminatının kaldırılmasını isteyenlere bir çift sözüm var;

·  AB ülkeleri seviyesinde asgari ücret,

·  AB ülkeleri seviyesinde aile ve çocuk yardımları,

·  AB ülkeleri seviyesinde sosyal güvenlik yardımları,

·  AB ülkeleri seviyesinde emekli aylıkları,

·  AB ülkeleri seviyesinde sosyal güvence,

·  AB ülkeleri seviyesinde sendikal haklar, işçilerimize tanındıktan sonra ancak kıdem tazminatına sıra gelebilir. İnanıyoruz ki yukarıdaki haklara sahip olacak işçilerimiz kıdem tazminatı istemeyeceklerdir.

***Çalışanların hayallerine sakın dokunmayın
Ülkemiz işçileri, Avrupa ülkeleri arasında en düşük ücret seviyesine sahiptir ve AB'nin bizi almaktan korktuğu yönlerden biri de 20 milyonluk ucuz işgücünün Avrupa içine akın etmesi gerçeğidir.
Düşük ücret seviyesi ile çalışanlarımızın en büyük hayali ise kıdem tazminatlarıdır. İşverenden alacakları bu toplu para ile ev, arsa, araba almak ya da oğluna işyeri açmak amacında olan işçilerimizin elinden şimdi bu HAYALLERİNİN de alınması gündemde.
Zaten düşük ücret ile emeklilikte alacakları kıdem tazminatı ile hayal kuran işçilerimizin hayallerini de elinden almaz umarım, zira asgari ücret ile açlık seviyesinde yaşayan işçilerin ellerinden hayallerini de alırsanız, çıkabilecek sosyal patlamaların önünde kimse duramaz. Unutmayın, hayal ve ümidi kalmayanların, kaybedecek bir şeyi olmaz.


kamuya-memur-alimimemuruz.biz

AÇIKÖĞRETİM HARÇLARINA YÜZDE 50 İNDİRİM

egt_mezuniyetMilli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, açık ilköğretim okulu ile açık öğretim liselerinin harçlarının bugün itibariyle yüzde 50 oranında indirildiğini bildirdi.

Bakan Çubukçu, EĞİTEK'teki “Uzaktan Eğitim Koordinasyon Merkezi ve Alo Eğitim” hattının tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, “Açık öğretim hizmetlerinin harçları bugün itibariyle yüzde 50 oranında indirilmiştir” dedi.

Çubukçu, “Vatandaşlarımızın bu hizmetten daha fazla faydalanmaları için açık ilköğretim okulu harçları 20 TL'den 10 TL'ye, açık öğretim liselerinin harçları 40 TL'den 20 TL'ye çekilmiştir. Böylece eğitim imkanından uzak kalmış ya da yarıda bırakmış kadınlarımızı, yetişkinlerimize, özürlü vatandaşlarımızı bu hizmetten faydalanmaya davet ediyorum” diye konuştu.

hürriyet 

KREDİ VE BURSLU ÖĞRENCİLER İÇİN EK SÜRE

egt_mezuniyetKREDİ ve burs müracaatları sonrasında taahhüt senetlerini zamanında tanzim ve tasdik ettirmeyen öğrencilere üçüncü defa ek süre tanındı.

Yüksek Öğrenim
Kredi ve Yurtlar Genel Müdürü Hasan Albayrak imzalı yapılan yazılı açıklamada, "2010-2011 öğretim döneminde kredi ve burs müracaatları sonrasında taahhüt senetlerini zamanında tanzim ve tasdik ettiremeyen öğrenciler için 24 Şubat- 10 Mart 2011 (10 Mart 2011 dahil) tarihleri arasında ek süre verilmiştir. Taahhüt senetlerini noterde tanzim ve tasdik ettirerek Kuruma teslim etmeleri halinde bu öğrencilerin burs veya öğrenim kredileri 17 Mart 2011 tarihinde ödenecektir" denildi.


hürriyet 

2 BİN 16 ÖĞRETMEN ÇOCUĞUNUN BURSU İPTAL EDİLDİ

egt_mezuniyetMilli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'nun MHP Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman'ın soru önergesine verdiği yanıt, bakanlığın 2010 yılında 2 bin 16 öğretmen çocuğunun bursunu iptal ettiğini ortaya koydu. Öğretmen çocuklarının burslarının iptal gerekçesini ise bakanlığın geçen yıl Ekim ayında burs kazanan öğrencilerin maddi durumlarının araştırılması hakkında valiliklere gönderdiği yazı oluşturdu. Yazıda özellikle öğretmen çocuklarının kişi başına düşen yıllık gelir hesabında yanlışlıklar yapıldığı belirtilirken öğrencilerin maddi durumlarının araştırılarak gerekirse kazandıkları bursların iptal edilmesi istenmişti.
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, MHP Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman'ın öğretmen çocuklarının burslarına ilişkin soru önergesini yanıtladı. Büyükataman, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 12 Kasım 2010 yılı burs kazanan öğrencilerin maddi durumlarının araştırılması hakkında tüm valiliklere yazı gönderildiğini belirterek, "Yazıda özellikle öğretmen çocuklarının kişi başına düşen yıllık gelir hesabında yanlışlıklar yapıldığı ve fert başına düşen yıllık gelirlerin düşük gösterilerek bursluluk sınavına öğrencilerin girdiği ve başarılı olduğu belirtilmiştir. Bu durumda bulunan öğrencilerin maddi durumlarının araştırılarak gerekirse kazandıkları bursların iptal edilmesi de aynı yazıda belirtilmiştir. Özellikle öğretmen çocuklarının yıllık gelirlerinin doğru hesaplanmadığı vurgulanarak öğretmenlerimizin ek ders gelirleri kastedilmiştir. Ancak ek ders ücretleri sabit gelirler değildir ve yaz aylarında zaten alınmamaktadır. Sürekli değişkenlik gösteren bu gelirlerin bursluluk sınavına girecek olan öğrenciler açısından hesaplanması gerektiğine dair de herhangi bir düzenleme mevcut değildir" dedi. Büyükataman, Milli Eğitim Bakanı Çubukçu'ya kaç öğretmen çocuğunun bursunun iptal edildiğini sordu. 

-2 BİN 16 ÇOCUĞUN BURSU İPTAL EDİLDİ-

Bakan Çubukçu ise 2010 yılında, önergeye konu olan nedenle 2 bin 16 öğretmen çocuğunun bursunun iptal edildiğini bildirdi. Çubukçu'nun verdiği bilgiler ise 2009 ve 2010 yıllarında, yüzde 25 kontenjan uygulanan 2006, 2007 ve 2008 yıllarına oranla, burslu okuyan öğretmen çocuğu sayısında düşüş olduğunu gösterdi. Buna göre 2006 yılında 10 bin, 1007 yılında 9 bin 614, 2008 yılında 12 bin 6563 öğretmen çocuğu burs kazandı. 2009 yılında öğretmen çocuklarına ayrılan yüzde 15 kontenjan nedeniyle 6 bin 694 öğretmen çocuğu burs kazandı. 2010 yılında ise bu rakam 6 bin 834'e düştü. 

-"EK DERS YILLIK GELİRLERİN İÇİNDE"-

Bakan Çubukçu, İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumlarında Parasız Yatılılık, Burs ve Sosyal Yardımlar Yönetmeliği hükümlerine göre, bursluluk için, sınava başvuru sırasında ailenin bir önceki yıla ilişkin kesinleşmiş gelirlerinin esas alındığını, bu nedenle öğretmenlerin ek ders ücretlerinin aile geliri hesaplanmasında kullanılmamasının mümkün olmadığını söyledi. Çubukçu "Yönetmelik gereği bir önceki yılın tüm gelirleri (maaş, ek ders ücreti, kira, icar vb) hesaba katılmaktadır. Mevcut durumun değiştirilmesine yönelik bir çalışma bulunmamaktadır" dedi.

haberdar.com 

TAM GÜN YASASI’NA YÖK YORUMU?

abbas-gucluAbbas Güçlü Tam Gün Yasası’na yönelik uygulama yönetmeliğini hazırlayan ekibin başında YÖK üyesi Sait Bilgiç bulunuyor. Bilgiç, dekan ve rektörlerinin, tepki gösterdiği yönetmelikle ilgili görüşlerini gönderdi. Karşı çıktığı noktalar da var, haklı buldukları da. İşte YÖK’ün Tam Gün’e bakışı:

Doktorları küstürmeyiz
“Yazınızı ‘Sağlık konusu dayatmaya gelmez!..” diye bitiriyorsunuz. Çok da doğru söylüyorsunuz. Doktorluk oldukça ağır sorumlulukları olan zor bir meslektir. Sevmeden, fedakârlık yapmadan ve görev yaptığınız her an heyecan duymadan ve stres yaşamadan yapılabilen bir meslek değildir.
Doktorlarımızı bu sevgiden dolayı pişman ettirmek de kimseye bir şey kazandırmaz.
Bu kadar zorlu bir süreçten sonra doktorların bir kısmı akademik hayatı seçip hastalarıyla ilgilenmenin yanında bir yandan da yeni doktorlar yetiştirmeyi, araştırmalarıyla bilime ve insanlığa katkı sağlamayı tercih ederler? 
Bu grup, doktorluk unvanlarının önünde doçent, profesör yazanlardan oluşur. Akademisyenliği tercih edenlerin sadece yüzde 10’u yarı zamanlı çalışmayı tercih ederken yüzde 90’ı tam gün çalışmayı tercih ediyor.
Bakanlığın, devletin kurumlarında görev alan doktorların, bütün mesaisini ve dikkatini, çalıştığı kuruma vermesini istiyorum düşüncesini de saygıyla karşılıyorum. Bu bir tercihtir, doğruluğu ve yanlışlığı kişilere ve şartlara göre de değişmektedir.
Aslında Tam Gün Yasası ile üniversitelerde neler değişecek neler değişmeyecektir ona bakmak lazım:
Neler değişecek?
1- Üniversitelerin bütün birimlerinde çalışan öğretim üyeleri, tam zamanlı olarak görev yapacaklar( yüzde 90 zaten bu şekilde çalışmaktaydı).
2- Üniversitelerimiz hastanelerinde saat 14.00’ten sonra öğretim üyelerine fark ödenerek muayene olunabilmekteydi, 31 Ocaktan itibaren bu uygulama son buldu.
3- 2547 sayılı Kanunun 36. maddesinde mesai dışında, dışarıda çalışılamayacağını düzenleyen hususların 
Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmesi ve yerine yeni bir düzenleme henüz yapılmamış olduğundan mesai sonrası kurum dışında çalışmanın mümkün olacağı görüşü vardır.
4- Kurum dışı danışmanlık, eğitim vs faaliyetlerle sağlanan gelirlerden yararlanma oranları yükseltilmiştir
5- Öğretim üyelerinin mesleki faaliyetleriyle elde edilen 
döner sermaye gelirlerinden yararlanma oranlarında bir değişiklik yapılmamıştır. Yani şimdi de gelir durumunun uygun olması halinde, dün olduğu gibi aynı tavan oranındaek ödeme dağıtılabilecektir.
6- “Çalışmayanı değil, çalışanı cezalandıran bir sistem getirilmek isteniyor. Hocalar 
memur haline getiriliyor. Hekimlik sanatı ve etiği yemin yok sayılıyor” iddiaları, gerçeği de yansıtmamaktadır. 

Araştırmaya öncelik!
Çalışan ve işini iyi yapan için değişen bir şey yok. Bilakis çalışanlar dün sadece ancak baktıkları özel hasta oranında farklı olarak döner sermayeden yararlanabilir iken bugün hazırlanan yönetmelikle eğitime ve bilimsel faaliyetlere katkılarına göre de döner sermaye gelirlerinden yararlanabilecektir.
“Üniversitelerdeki yetişmiş akademik kadronun özel sektöre kaçacağı, üniversite hastanelerinde akşam 5’ten sonra hasta bakma ve ameliyat özendirici olmaktan çıkartılırken, özel hastanelere gitme adeta özendiriliyor”, iddiaları ise boş iddialar olarak görülemez. 
Özellikle 2547 sayılı Kanunun 36. maddesinde yapılması düşünülen değişiklik taslağı, bu şekilde gerçekleşirse, bu iddiaların haklılık payı kazanması mümkün olabilir. Özel hastanelerde mesai sonrası üniversite döner sermayesi üzerinden yapılması düşünülen faaliyetler yerine bunun üniversitede yapılmasının daha doğru olacağı düşünülmektedir.
Şu anda en önemli sorun mali kaynaktır. Eğer döner sermaye kaynaklarını güçlendirecek tedbirler alınırsa önemli sorunlar yaşanmayacaktır. Ayrıca sabit bütçe uygulamasından vazgeçilmeli aksi halde performans uygulamasıyla sabit bütçe uygulaması gerçekleştirilemez. 
Tıp fakültelerinin sadece bir hastane gibi görülmesinden de vazgeçilmeli, eğitim ve araştırma faaliyetlerinin öncelikli görevleri olduğu unutulmamalıdır. 
Performans sisteminin başarısını yükseltmek ve tam gün uygulamasını kolaylaştırmak için tıp fakültelerinde eğitim ve bilimsel faaliyetlerin genel bütçeden desteklenmesinde yarar vardır.”
Özetin özeti: Bu tartışma daha çok su kaldırır.

Milliyet 

KADROLU - 4/B’Lİ - KİT’LER ARASI GEÇİŞ NASIL OLUR?

dpud_ozel_dosyaKadrolu memur: Unvanı önemsiz olmak üzere A Grubu veya B Grubu farkı olmaksızın 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/A maddesi kapsamındaki kadrolarda çalışan kamu görevlileridir.

            4/B Sözleşmeli PersonelUnvanı önemsiz olmak üzere 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/b maddesi kapsamındaki pozisyonlarda sözleşmeli olarak çalışan kamu görevlileridir.

            399 KİT Sözleşmeli Personeli Unvanı önemsiz olmak üzere 399 sayılı Kararnameye kapsamında Kamu İktisadi Kuruluşlarında sözleşmeli olarak çalışan kamu görevlileridir.

       Kadrolu Memurluktan Kadrolu Memurluğa Geçiş

 Kadrolu memurların başka bir kadrolu memurluğa geçişleri ilgilinin çalışmakta olduğu kurumun muvafakati (izni) ile gerçekleşir. (İstifa   gerekmez.)

 

 

      Kadrolu Memurluktan KİT veya 4/B Sözleşmeli Pozisyonlara Geçiş

 Burada personel farklı bir hukuksal statüye sahip bir istihdam türüne geçiş yapmaktadır. Bu durumda bu kişiler ancak kadrolu memurluktan istifa etmek suretiyle geçiş yapabilirler.

İstifa eden kadrolu memur, usulüne uygun istifada 6 ay; usulüne uygunsuz istifada ise 1 yıl boyunca tekrar kadrolu memurluğa dönemez.

 

 

      4/B Sözleşmeli Pozisyondan Başka Bir 4/B Sözleşmeli Pozisyona Geçiş

             Kural olarak 4/B sözleşmeli pozisyondan başka bir 4/B sözleşmeli pozisyona geçişler ancak çalışılan kurumdan istifa ile gerçekleşir. Fakat becayiş, eş durumu, sağlık sebepleri veya şehit eşi durumlarının varlığı halinde bu kişilere istisnai uygulamalar yapılabilmektedir.  Kural olarak 4/B sözleşmeli personelin istifası halinde bu kişiler 1 yılboyunca hiçbir 4/B sözleşmeli personel pozisyonlarında istihdam edilemezler. Fakat kısmi zamanlı çalışmak, unvan değişikliği, proje bazlı çalışmak, eş veya sağlık durumu gibi sebeplerden dolayı istisnai uygulamalar yapılabilmektedir.

       4/B Sözleşmeli Pozisyondan Kadrolu Memurluk veya Kit Sözleşmeli Pozisyona Geçiş

             Burada personel farklı bir hukuksal statüye sahip bir istihdam türüne geçiş yapmaktadır. Bu durumda bu kişiler ancak çalıştıkları sözleşmeli pozisyondan istifa etmek suretiyle geçiş yapabilirler.

            Kural olarak 4/B sözleşmeli personelin istifası halinde bu kişiler 1 yıl boyunca hiçbir 4/B sözleşmeli personel pozisyonlarında istihdam edilemezler. Fakat kısmi zamanlı çalışmak, unvan değişikliği, proje bazlı çalışmak, eş veya sağlık durumu gibi sebeplerden dolayı istisnai uygulamalar yapılabilmektedir.

 

 

      KİT Sözleşmeli Pozisyondan Başka Bir KİT Sözleşmeli Pozisyona Geçiş

 

            KİT sözleşmeli pozisyondan başka bir KİT sözleşmeli pozisyona geçişler ancak çalışılan kurumdan istifa ile gerçekleşir.

            İstifa sonrasında tekrar herhangi bir KİT sözleşmeli personel pozisyonuna dönüş için herhangi bir bekleme süresi bulunmamaktadır.

 

 

    KİT Sözleşmeli Pozisyondan Kadrolu Memurluk veya 4/B Sözleşmeli Pozisyona Geçiş

 

            Burada personel farklı bir hukuksal statüye sahip bir istihdam türüne geçiş yapmaktadır. Bu durumda bu kişiler ancak sözleşmeli pozisyondan istifa etmek suretiyle geçiş yapabilirler

            İstifa sonrasında tekrar herhangi bir KİT sözleşmeli personel pozisyonuna dönüş için herhangi bekleme süresi bulunmamaktadır.

www.dpud.org

 

 

2011 ÖĞRENCİ SEÇME VE YERLEŞTİRME SİSTEMİ (ÖSYS) : BAŞVURU SÜRESİ UZATILDI

ogrenci3 Ocak 2011 tarihinde başlayan, 2011 Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sistemine (ÖSYS) başvuru işlemleri 19 Ocak 2011 tarihinde tamamlanmıştır.

Bu tarihler arasında 2011-ÖSYS’ye başvurusunu yapamayan adaylar, 26-27 Ocak 2011 tarihlerinde 2011-ÖSYS Kılavuzda belirtilen kurallara uygun olarak, 2011-ÖSYS başvurularını yapabileceklerdir.

Bu süre kesinlikle uzatılmayacaktır.

2011-ÖSYS adaylarına önemle duyurulur.

ÖSYM Başkanlığı

YURTKUR ÖĞRENCİLERE İKİNCİ EK SÜREYİ VERDİ

ogrenciKredi ve burs müracaatları sonrasında taahhüt senetlerini zamanında tanzim ve tasdik ettiremeyen öğrencileri için ikinci defa ek süre verildi.

Yükseköğrenim Kredi ve Yurtları Kurumu (YURTKUR) Genel Müdürü Hasan Albayrak, kredi ve burs müracaatları sonrasında taahhüt senetlerini zamanında tanzim ve tasdik ettiremeyen öğrencileri için ikinci defa ek süre verildiğini bildirdi.

Albayrak, yaptığı yazılı açıklamada, 2010-2011 öğretim döneminde kredi ve burs müracaatları sonrasında taahhüt senetlerini zamanında tanzim ve tasdik ettiremeyen öğrenciler için 17-31 Ocak 2011 (31 Ocak 2011 dahil) tarihleri arasında ek süre verildiğini belirtti.

Taahhüt senetlerini noterde tanzim ve tasdik ettirerek kuruma teslim etmeleri halinde bu öğrencilerin burs veya öğrenim kredileri 10 Şubat 2011 tarihinde ödenecek.

YURTKUR, burs, öğrenim ve katkı kredisi için 31 Aralık 2010'da dolan başvuru süresini, daha önce 14 Ocak 2011 gününe kadar uzatmıştı.

internethaber

ÖĞRENCİ ARTIYOR AMA ÖĞRETMEN ATANMIYOR

egt_ogretmen_ataturkUmay Aktaş Salman Meslek liselerini tercih eden öğrenci sayısı arttı. Ancak son 11 yılda mesleki ve teknik öğretmen kadroları 2 binden 500'e kadar düştü.

Oğuz Sayar, 10 yıl önce Gazi Üniversitesi Tesisat Öğretmenliğinden mezun oldu. Çobanlık, kahvehanede çıraklık yaptı, internet kafede çalıştı ama bir tek branşında öğretmenlik yapamadı çünkü hâlâ atama bekliyor. Sadece Oğuz Sayar değil 70 bin mesleki ve teknik öğretmen, kadroların son 11 yılda 2 binlerden 500’e düşmesi yüzünden yıllardır atama bekliyor. Mesleki eğitimin yüzde 28’den yüzde 43’e yükseldiği Türkiye’de 2003-2009 arasında atananlardan sadece yüzde 9.5’i meslek öğretmeni. 

18 fakülte kapandı 
Milli Eğitim Bakanlığı, her fırsatta mesleki eğitimin önemini vurguluyor. Ancak meslek liselerine gerektiği kadar öğretmen atanmıyor. Kimi alanlarda kadrolar tekli hanelere kadar düştü. İstihdam sorununa çözüm üretmek için 18 mesleki ve teknik eğitim fakültesi kapatıldı. Fakülteler en son 2009’da öğrenci aldı.Teknik eğitim fakülteleri yerine teknoloji fakülteleri, mesleki eğitim fakülteleri yerine de sanat ve tasarım fakülteleri açıldı. Teknoloji fakültesi mezunları mühendis olacak, öğretmen olmak isterlerse formasyon alacaklar. Peki ya yıllardır atama bekleyen mezunlar ne olacak?

Yedi yıldır atama bekleyen Ayşe Çelik, Gazi Üniversitesi El Sanatları öğretmenliğinden mezun. Kadrolu olarak atanamadığı için ücretli olarak bir ilköğretim okulunda teknoloji tasarım öğretmenliği yapıyor. 28 yaşındaki Çelik şöyle konuşuyor:

“Alanımızdaki öğretmen açığı 400. Ancak üç, beş kişilik atama yapılıyor. Okulların yanı sıra halk eğitim merkezlerine, rehabilitasyon merkezlerine de atanabiliyoruz ama yapılmıyor. Öğretmen açıkları 500 TL alan ücretli öğretmenlerle dolduruluyor. “

Sadece 47 kişi atandı 
Tesisat öğretmenliği mezunu olan Oğuz Sayar ise Eskişehir’de ağabeyinin internet kafesinde çalışıyor. Yeşil kart sahibi Sayar,Türkiye genelinde 184 okulda tesisat öğretmenliği yapabileceğini, bu okulların her birinde de kadro açığı olduğunu vurgulayarak “Son atama döneminde barajı aşıp 280 kişi tercih yaptı. 47 kişi atandı” 

‘MEB’in öncelikleri yanlış’ 
Eski YÖK Başkanvekili Prof.Dr. İsa Eşme’ye göre sorunun iki nedeni var: “Bu fakültelerin kontenjanları ölçüsüz arttırıldı ve MEB’in atama öncelikleri yanlış. 2003-2009’da atanan 147.702 öğretmenin yüzde 9.5’i mesleki eğitime ayrıldı. 2007’de, teknik eğitim fakültelerini uygulamalı bilimler fakültesine dönüştürecektik. Bizden sonra proje değiştirildi. Bu fakülteler yerine ‘teknoloji fakültesi’ adıyla mühendislik fakültelerinin benzeri açıldı. Meslek lisesi öğretmenliği formasyon eğitimine indirgendi. Atanma şansı daha da azaldı.”

 

Uzay Mühendisliği 
Fen-matematik puanından öğrenci alan bölümün eğitimi 4 yıl. Uzay mühendisliğini, ROKETSAN’da çalışan İlke Akbulut anlattı:

Hangi dersleri alır? Matematik-fiziğin yanı sıra hava uzay yapıları, yörünge mekaniği, roket itkisi, uzay ortamı, uzay aracı sistem tasarımı, uydu yönelme kontrolü. 
Nerede çalışır? Roketsan, Aselsan gibi savunma sanayiinde, havacılık sektöründe ve TÜBİTAK-Uzay gibi enstitülerde çalışılabiliyor. 
Ne iş yapar? Uyduların, uzay araçlarının tasarım ve geliştirilme aşamasında sistem mühendisliği yapar. Uydunun tasarımından üretimine, uzaya fırlatılmasından yörüngeden çıkartılmasına kadar her aşamada çalışır. 
Hangi yetenekler lazım? Analitik düşünce yeteneği ve kendini geliştirme isteği. 
Artıları eksileri neler? Artısı yapısal, elektronik gibi birçok disiplinde bilgi edinilmesi. Eksisi, yeni olduğu için mesleğin az bilinmesi.

 

Radikal

ZORUNLU DİN DERSİNE DURDURMA KARARI

egt_ogretmen_sinifİzmir'de, Açılan Davada, İzmir 1. İdare Mahkemesinin Zorunlu Din Dersi Uygulamasının Yürütmesini Durdurduğu, Kararın Bölge İdare Mahkemesi Tarafından da Onaylandığı Bildirildi.

İzmir'de, bir ilköğretim okulu öğrencisinin din derslerine girmemesi için açılan davada, İzmir 1. İdare Mahkemesinin zorunlu din dersi uygulamasının yürütmesini durdurduğu, kararın Bölge İdare Mahkemesi tarafından da onaylandığı bildirildi.

650 BİN TEKNİKERE MÜHENDİSLİK YOLU AÇILIYOR

yokBahar Atakan - Ankara Yükseköğretim Kurulu (YÖK), 2 yıllık meslek yüksekokulu mezunu teknikerlere mühendislik yolu açacak bir proje başlattı. Hayat Boyu Öğrenme Projesi kapsamında 2 yıllık yüksekokuldan mezun olan 650 bin kişi, işlerinin başında hazırlayacakları projelerle lisans diploması alabilecek. Projeden, özellikle meslek teknik yüksekokulu mezunları ile sağlık meslek yüksekokulu mezunları yararlanacak. YÖK, 2 yıllık meslek yüksekokullarından mezun olan 650 bin kişinin, herhangi bir üniversiteye devam etmeden, 4 yıllık fakülte mezunu olmalarını sağlayacak.

Hayat Boyu Öğrenme Projesi adı verilen uygulama kapsamında, ön lisans diploması olan mezunlar, eğitim programından geçirilerek lisans diploması elde edecek. Projeyle, kamu ve özel sektörde çalışan ön lisans mezunlarının eğitim kalitelerinin artırılması ve nitelikli iş gücünün sağlanması hedeflenecek.

TÜRK EĞİTİM-SEN : 2011 ŞUBAT'TA 30 BİN EK ÖĞRETMEN ALIMI YAPILMALI

ismail-koncukTürk Eğitim -Sen, "KPSS Hırsızlığıyla Hayalleri Yıkılan, Umutlarıyla Oynanan Öğretmen Adayları, Milli Eğitim Bakanlığı'ndan Ek Alım Bekliyor" Açıklamasını Yaptı.

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, "KPSS hırsızlığıyla hayalleri yıkılan, umutlarıyla oynanan öğretmen adayları, Milli Eğitim Bakanlığı'ndan ek alım bekliyor" dedi.

ŞÜPHELİ ‘TAM’CILAR ARTIK ÖĞRETMEN

ismail-koncuk

Esra Kaya-Ankara Kopya skandalı yaşanan KPSS nedeniyle aylardır ertelenen öğretmen atamaları sonunda yapıldı. Türk Eğitim Sen ise, yaklaşık 30 bin kadroya yapılan atamalarla öğretmen olanlar arasında, kopya skandalında tam puan alan şüphelilerin de bulunduğunu iddia etti.

EĞİTİMDE ELEKTRONİK TAHTA DÖNEMİ

maliyet-analiz-egitim

Türk eğitiminde devrim yaratacak nitelikte önemli bir proje Pazartesi günü açıklanıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni projesiyle her sınıfta internet bağlantılı dizüstü bilgisayar ile elektronik projeksiyonlar olacak. Öğrenciler evlerinde de okulun bilgisayar ağına bağlanarak ödevlerini güncelleyebilecek...
Eğitim ve öğretimde niteliği artırmak ve fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla geliştirilen “Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (F@tih) Projesi”nde sona gelindi. Üzerinde uzun süredir çalışılan ve eğitimde reform sayılacak köklü değişiklikler içeren projenin tanıtımı Pazartesi günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın katılımıyla gerçekleştirilecek. Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Teknolojileri (EĞİTEK) Genel Müdürü Mahmut Tuncer, projenin teknolojik gelişmeleri eğitime yansıtacak bir proje olduğunu belirterek, tüm öğrencilere aynı imkanı sunmayı istediklerini, eşitliği sağlamak amacıyla proje kapsamında okullarda teknolojiyi kullanacaklarını söyledi.
Tüm okulları kapsayacak!

Projenin ülke genelinde tüm okullarda uygulanacağını kaydeden Tuncer, bilişim teknolojisi araçlarının öğrenme-öğretme sürecinde daha fazla duyu organına hitap edilecek şekilde etkin kullanımı için, okul öncesi, ilköğretim ile ortaöğretim okullarındaki 570 bin dersliğe dizüstü bilgisayar, projeksiyon cihazı ve internet altyapısı sağlanacağını söyledi. Tuncer, şöyle devam etti: “Proje kapsamında artık okullarda bilgisayar sınıfı olmayacak. Her sınıfta bir bilgisayar olacak. Her sınıfta internet olacak.

Her sınıfta projeksiyon cihazı bulunacak. Sadece şehir merkezleri değil, köy okullarında da uygulanacak. Proje, kademeli olarak üç yıl içinde tamamlanacak. Öğretmenlerin hizmet içi eğitimi, donanım ve yazılım alt yapısının tamamlanması da projenin amaçları arasında bulunuyor.”

Sınıflar ‘akıllı’ olacak!

Proje kapsamında her okulda akıllı tahta bulunacağını söyleyen Tuncer, getirilecek yenilikleri şöyle sıraladı: “Akıllı e-kitaplar kullanılacak. Her okula en az bir adet çok amaçlı fotokopi makinesi, doküman kamera ile mikroskop kameranın bulunduğu akıllı sınıf oluşturulacak.

Öğretim programlarında yer alan ders içerikleri için öğrenme nesneleri hazırlanacak ve e-kitap formatında elektronik ortama aktarılacak. Bu e-içeriklere öğretmenler ve öğrenciler web tabanlı ortamlarda hem çevrimiçi hem de çevrimdışı biçimde ulaşabilecek. Öğretim programlarının BT içerecek hale getirilmesi proje bileşeni kapsamında, öğretmen kılavuzlarının programları okullarımızın dersliklerine sağlanan donanım altyapısının ve eğitsel e-içeriğin etkin kullanımını içerek şekilde yinelenmesini içermektedir.”

Proje 3 yılda tamamlanacak

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülecek olan projenin Ulaştırma Bakanlığı tarafından üç yılda tamamlanacağını söyleyen Tuncer, “Birinci yıl ortaöğretim okulları, ikinci yıl ilköğretim ikinci kademe, üçüncü yıl ilköğretim birinci kademe ve okul öncesi kurumlarının BT donanım altyapısı, e-içerik, öğretim programı, hizmetiçi eğitim ve bilinçli güvenli internet kullanımı aşamalarının tamamlanması amaçlanmaktadır” dedi. Tuncer, okullarda görev yapan yaklaşık 600 bin öğretmenin sınıflara sağlanan donanım altyapısını etkin bir şekilde kullanabilmeleri için eğitileceğini de söyledi.

Bu yıl okulların yüzde 40’ında uygulanacak

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, F@tih Projesi ile ilgili yaptığı açıklamada, “Bu yıl itibarıyla okullarımızın yüzde 40’ında uygulamayı hedefliyoruz’’ demişti.

'PERFORMANS SİSTEMİ' ÜNİVERSİTELERDE DE BAŞLIYOR

anadolu_universitesi

Sağlık Bakanlığı hastanelerinde bir süredir uygulanan performans sistemi, 1 Şubat 2011 tarihinden itibaren tıp ve diş hekimliği fakültelerinin yanı sıra diğer yükseköğretim kurumlarında da başlayacak.

Uygulamaya ilişkin yönetmeliğin gelecek ay yayımlanması bekleniyor.

Üniversite Hastaneleri Birliği Derneği'nce düzenlenen toplantıda, Tam Gün Yasasıyla getirilen ve 1 Şubat 2011'de başlayacak üniversite hastanelerindeki performans sistemi, döner sermaye uygulamaları, üniversite rektörlerince tartışıldı.

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI, İLKÖĞRETİMDE MALİYET/FAYDA ANALİZİ ÇIKARDI

maliyet-analiz-egitim

Ekonomik fayda var ama eğitim olumsuz

Milli Eğitim Bakanlığı, ilköğretimde maliyet/fayda analizi çıkardı.
Buna göre, ilköğretimde derslik başına 34 öğrenci düşüyor. Bu durum,
ekonomik açıdan olumlu olsa da eğitim açısından olumsuz olarak değerlendirildi. Derslik başına düşen öğrenci sayısının 30'a düşürülmesi önerildi.


Mİllİ Eğitim Bakanlığı'nın 3 aylık hakemli bilimsel dergisi 'Milli Eğitim'de yayımlanan 'İlköğretimde Fayda-Maliyet Analizi' başlıklı makalede dikkat çekici değerlendirmeler yer aldı. Makalede, ortalama bir devlet ilköğretim okulunun maliyeti de hesaplandı. Buna göre, 24 öğretmenli bir devlet okulunun maliyeti 884 bin 904 TL. Öğrenci başına düşen harcama ise bin 773 TL. Bir öğrencinin günlük 1 TL harcama yapması halinde ortalama bir okulda öğrencilerin yıllık doğrudan harcamalarının 119 bin 760 TL olduğu belirtildi.

ÖĞRETMEN ATAMALARI 6 ARALIK'TA YAPILACAK

egitim-ogretmen

Ağustos ayında yapılması planlanan 30 bin kadrolu öğretmen alımı KPSS’ye ilişkin yürütülen soruşturma nedeniyle,  başvuruda bulunan öğretmen adayları açısından telafisi güç hukuki ihtilafların doğmaması adına durum netleşinceye kadar ileri bir tarihe ertelenmişti. Tekrarlanan KPSS Eğitim Bilimleri Sınavı sonuçlarının netleşmesi üzerine Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenen atama takvimi aşağıdadır;

18. MİLLİ EĞİTİM ŞURASI'NDAN ÖĞRETMENLERE SÜRPRİZ

egitim-ogretmen

18. Milli Eğitim Şurası Genel Kurulu'nda 24 Kasım Öğretmenler Günü'nün kutlandığı ay öğretmenlere birer maaş ikramiye verilmesi ve ek ders saat ücretinin 12 TL'ye çıkarılması önerisi benimsendi.

''Eğitimde 2023 Vizyonu''nun tartışıldığı 18. Milli Eğitim Şurası'nda çeşitli konuları ele alan beş komisyon, çalışmalarını tamamladı ve bu komisyonlarda kabul edilen kararların görüşüleceği Genel Kurul toplantısına geçildi. Genel Kurul çalışmalarına Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu başkanlık yaptı.

Genel Kurul'da ilk olarak ''Öğretmenin Yetiştirilmesi, İstihdamı ve Mesleki Gelişimi''ni ele alan komisyonun kararları üzerinde Şura üyeleri görüşlerini dile getirdi.

18. ŞURA'NIN GÜNDEMİNDE ÖĞRETMENLER VAR

ogretmen

ANKARA - 18. Mili Eğitim Şurası'nda, eğitim fakültelerinde kalite düşüklüğü ve öğretmen istihdamındaki sorunlar öne çıktı.

Konu hakkındaki en ağır eleştiler Milli Eğitim Bakanlığı bürokratlarından geldi. Öğretmen arzu ve talebi arasındaki dengesizlik ise büyük boyutta... Halen 328 bin öğretmen atanmayı beklerken bu rakam iki sene sonra 500 bini geçecek.

MEB bürokratlarına göre bu dengesizliğin sebebi bakanlık ve YÖK arasındaki kopukluk olarak görülüyor. 

MEB'DEN 30 BİN ÖĞRETMEN ALIMI

ogretmen

Milli Eğitim Bakanlığının 30 bin öğretmen atamasını, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinin (ÖSYM) KPSS Eğitim Bilimleri Sınavı sonuçları açıklandıktan sonra kasım sonu veya aralık başında yapacağı bildirildi.

Alınan bilgiye göre, MEB sınav sonuçlarının açıklanmasından sonraki atama takvimine ilişkin hazırlıklara başladı.

MEB yetkilileri sınav sonuçları açıklandıktan sonra ÖSYM'nin bakanlığa sınava girenlerin sayısını ve aldıkları puanları bildireceğini, bu aşamadan sonra illerden öğretmen ihtiyaçlarına ilişkin kontenjanların isteneceğini belirtti.

Sayfa 1 / 2

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »