devletmemuru

Haberler

MAHKEMEDEN MEMURLARA MÜJDE

adliye-yargiBir memur kurum değişikliği için yaptığı başvurunun reddedilmesi üzerine açtığı davayı kazandı.

İstanbul Üniversite Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde daktilograf olarak görev yapan memur İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne mühendis olarak atanmasının ardından kurum değişikliği için yaptığı başvurunun reddedilmesi üzerine açtığı davayı kazandı. Davayı görüşen İstanbul 10. İdare Mahkemesi, üniversitenin kurumlar arası geçişe izin vermeme işlemini hukuka aykırı bularak iptal etti.

Türk Sağlık-Sen'in açtığı dava sonucunda mahkeme başka bir kuruma atanan memura kurum değişikliği için izin verilmemesi işlemini iptal etti.

İstanbul Üniversite Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde daktilograf olarak görev yapan Türk Sağlık-Sen üyesi memurun İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne mühendis olarak atanmasının ardından kurum değişikliği için yaptığı başvurunun reddedilmesi üzerine Türk Sağlık-Sen tarafından dava açıldı.

Davayı görüşen İstanbul 10. İdare Mahkemesi verdiği kararda, kurumlar arası yer değiştirme işleminin idarenin takdirine bağlı olsa da devletin kişilerin maddi ve manevi varlığını geliştirmek gibi bir temel amaç ve görevi olduğuna da dikkat çekildi.

Kamu görevlisi için bu koşulların oluşmasında, İdarenin takdir yetkisini de kamu yararı ve hizmet gereklerini dikkate alarak kullanmak zorunda olduğu belirtildi.

MEMURLARI, HİZMETLERİNDEN EN YÜKSEK ORANDA YARARLANDIRILACAK BİÇİMDE ÇALIŞTIRMAK KAMU YARARINA DAHA UYGUN

Mahkeme kararında, kamu hizmetlerinin bütünlüğü ve devamlılığı gereği kamu görevlilerinin hizmetlerinden en yüksek oranda yararlandırılacak bir biçimde çalıştırmanın kamu yararına daha uygun olduğu belirtildi.

Kararda ayrıca söz konusu olayda Daktilograf olarak personele ihtiyaç duyulduğu için kurumlar arası geçişe idarenin izin vermediği belirtilse de mühendislik kadrosunun uzman nitelik gerektiren bir kadro olduğuna dikkat çekildi. Kişinin eğitimi ile ilişkili kendi uzmanlık alanında olan bir kadroda çalışmasının kamu hizmet verimliliğini artıracağına dikkat çekildi. Ayrıca bu mühendislik kadrosunda istihdamın çalışanın maddi ve manevi varlığının gelişmesine olumlu katkı sağlayacağının da açık olduğu vurgulandı.

Tüm bu nedenlerle üniversitenin kurumlar arası geçişe izin vermeme işlemi hukuka uygun görülmeyerek iptal edildi.

"MUVAFAKAT VERİLMEDİĞİ İÇİN ÜNİVERSİTE MEZUNU OLUPTA HİZMETLİ KADROSUNDA ÇALIŞANLAR VAR"

Kararla ilgili bir değerlendirme yapan Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci kamu çalışanlarının hizmet verimliliği açısından çalıştırılmasının önemine dikkat çekerek, "Mahkeme kararında kamu çalışanlarının hizmet verimliliği için eğitimlerine, uzmanlık alanlarına uygun kadroda çalıştırılmasının devletin bir görevi olduğuna dikkat çekiyor.

İstihdamda çalışanın maddi ve manevi varlığına katkı sağlanması da vurgulanıyor. Fakat ne yazık ki bugün muvafakat verilmediği için eğitimi ile alakası olmayan işlerde çalışan, hatta Üniversite mezunu olupta hizmetli kadrosunda görev yapan çalışanlar var. Mahkemenin verdiği karar umarız idarelere bu konuda emsal olur. Bu durumda olan çalışanlar için çareler üretirler. Onların çalışma hayatlarındaki kariyerlerine engel olmaktan vazgeçerler" dedi. - Ankara

HABERLER.COM

 

 

2.5 milyon memur için düğüm yarın çözülecek

12 Eylül referandumu ile memura tanınan toplu sözleşme yetkisi için gerekli yasal düzenlemeler henüz yapılmadığı için memurların 2012 yılı zam oranlarının hangi tarihte netleştirileceği belirsizliğini koruyor.


12 Eylül referandumu ile memura tanınan toplu sözleşme yetkisi için gerekli yasal düzenlemeler henüz yapılmadığı için memurların 2012 yılı zam oranlarının hangi tarihte netleştirileceği belirsizliğini koruyor. Sendikalar, zam oranlarını belirlemek için her yıl 15 Ağustos’ta toplanan toplu görüşme masasının bu yıl, toplu sözleşmeye geçildiği için kurulmasını istemiyor. Bakanlık ise bu düğümü çözebilmek için yarın memur sendikaları ile biraraya gelerek sorunu aşmaya çalışacak.

Memurun bir sonraki yıl için alacağı zam oranlarını belirlemek için her yıl 15 Ağustos’ta başlayan zam görüşmelerinin, bu yıl gecikmesi gündemde. Gecikmenin sebebi ise memura tanınan toplu sözleşme yetkisi için gerekli olan yasal düzenlemelerin yapılamaması.

12 Eylül referandumunda kabul edilen anayasa değişikliği ile bağlayıcılığı olmayan toplu görüşme sisteminden masada alınan kararların bağlayıcı olduğu toplu sözleşme sistemine geçilmişti. Geçen sürede ise uygulama için yasal düzenleme yapılması gerektiği halde, herhangi bir düzenleme yapılmadı. Meclis’in tatilde olması nedeniyle de bu yasanın çıkması mümkün olmadı. Bu sebeple Meclis’in açılacağı 1 Ekim tarihinden sonra, gerekli ikincil mevzuatların çıkarılması ve toplu sözleşmenin bu tarihten sonraya sarkması gündemde.


toplu_sözleşmeMilliyet

BİRDEN FAZLA ÖZEL SAĞLIK KURULUŞUNDA ÇALIŞMAK MÜMKÜN

Birden Fazla Özel Sağlık Kuruluşunda Kadro Dışı Çalışmak Mümkün Hale Geldi.

Bilindiği üzere,  06.01.2011 tarih ve 27807 sy Resmi Gazetede Yayımlanan Ayakta Teşhis Ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile mevzuatımıza başta geçici kadro dışı çalışma olmak üzere bir takım değişiklikler getirilmiştir. Bu yönetmeliğin bir çok maddesine karşı hem Türk Tabipleri Birliği hem de Ege Sağlık Kuruluşları Derneği tarafından iptal davası açıldı.

Danıştay 10.Dairesi’nin Türk Tabipleri Birliği’nin açmış olduğu 2011/1481 E sy davada Yönetmeliğin bazı maddelerinin yürütmesinin durdurulmasına karar verdi.

Yürürlüğü durdurulan maddelerden biri de, Ek Madde 1’in iki numaralı fıkrası. Bu maddeye göre; Tabip, diş tabibi ve uzmanlar, kadrolu olarak çalıştıkları tıp merkezi veya özel hastane dışında en fazla iki özel sağlık kuruluşunda kadro dışı geçici çalışabilirler.

Maddenin yürütmesinin durdurulması ile, hekimlerin birden fazla sağlık kuruluşunda çalışabilmeleri için bir yerde tam zamanlı çalışma şartı iptal edilmiştir. Yani hekimler bundan sonra birden fazla özel sağlık kuruluşunda kadro dışı geçici çalışabileceklerdir.

Ancak; Ege Sağlık Kuruluşları Derneği üyelerinden bize gelen bilgilere göre, Sağlık Müdürlüğü tarafından söz konusu maddenin yürütmesinin durdurulması sebebi ile “kadro dışı geçici çalışma” işlemlerinin yapılamayacağı ve konu Bakanlık tarafından yeniden düzenleninceye kadar kadro dışı geçici çalışma izni verilmeyeceği yönünde uygulama yapılacağı öğrenilmiştir.

Yani Danıştay’ın hekimler ve Sağlık Kuruluşları lehine verdiği iptal kararının aleyhe olarak uygulanarak Kadro Dışı Geçici çalışma tümden kaldırılmış.

Oysa ki; Danıştay’ın Yürütmeyi durdurma kararına baktığımızda; 1219 sayılı yasanın 12.maddesi uyarınca tabip, diş tabibi, ve uzman olanlar, anılan maddenin ikinci fıkrasının her bir bendi kapsamında olmak kaydıyla ve başka bir sınırlandırmaya tabi olmadan birden fazla sağlık kurum ve kuruluşunda çalışabilme hakkına sahipken dava konusu Yönetmelik ile yasada yer almayan bir sınırlamanın getirildiği tespit edilmiş ve tabiplik statüsünün verdiği çalışma hakkının 1219 sayılı yasadaki sınırlamaların ötesinde engellenmesi nedeniyle Danıştay Ek 1.maddenin iki numaralı fıkrasını hukuka aykırı bulmuştur.

Özetle Danıştay, 1219 sayılı yasada hekimlerin birden fazla yerde çalışabilmelerinin sınırlarının belirlendiğini, bu sınırlar içerisinde kadro dışı geçici çalışmak için bir başka yerde kadrolu çalışmanın gerekli olmadığını belirterek maddenin Yürütmesini Durdurmuştur.

Bu karar üzerine Sağlık Bakanlığı’nın yeni bir düzenleme yaparak Kadro Dışı geçici çalışmayı, Mahkeme kararına uygun bir şekilde yeniden düzenlemesi gerekli. Sağlık Müdürlüklerinin de kendilerine yapılan başvuruları, sürüncemede bırakmak yerine kararın ruhuna bir şekilde uygulamaları ve Sağlık Kuruluşlarının mağduriyetlerinin önüne geçmeleri gerekmektedir.

Her ne kadar Yönetmelik hükmü artık yoksa da, 1219 sayılı yasanın 12.maddesi yerinde duruyor. Tüm kamu çalışanlarının da yasalara uygun hareket etme mecburiyeti var. Bu hususu gözden kaçırmayalım.

Av. Eren Evren

Ege Sağlık Kuruluşları Derneği

Hukuk Danışmanı

avukatSağlık Aktuel

SAĞLIK, GELECEK VAAT EDİYOR

Türkiye, sağlık alanında yaptığı atılımla yeni hizmet alanlarının da popülaritesini artırdı. Önümüzdeki yıllarda da sağlık sektörünün etkinliği devam edecek. Sektörde başta hemşirelik olmak üzere sağlık alanında çalışan mesleklere ilgi de artacak. Bunun yanında çağrı merkezi, pilotaj, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, öğretmenlik ilgi görmeye devam ediyor.

ZEYNEP KAÇMAZ İSTANBUL

-Öğrenciler, LYS sonuçlarının açıklanmasının ardından şimdi de tercihler için ter döküyor. Mezun olduktan sonra boşta kalmayacağı ve gelecek vaat eden meslekler kafa karıştırıyor. Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda parlamaya devam edecek sektörlerin başında sağlık geliyor. Sebebi ise ihtiyaç eksikliği. Sektördeki perfüzyon teknikerliği, elektronörofizyoloji, ergoterapi, otopsi yardımcılığı yeni açılmalarına rağmen üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulma imkânı en fazla olan programlar. Diğer sektörler ise hizmet ve enerji. Alternatif enerji kaynakları teknolojisi, posta ve çağrı merkezi hizmetleri günümüz şartlarında önemi giderek artan alanlar. Özellikle de çağrı merkezi hizmetleri bölümü. Bin 300 çağrı merkezinin bulunduğu ülkemizde bu alanda 45 bin kişi istihdam ediliyor. Sektör, 200 milyon TL'lik yatırımı önümüzdeki yıllarda 3–4 milyara çıkarmayı hedefliyor.

Elektronörofizyoloji: Santral sinir sistemi bozukluklarıyla seyreden hastalıkların bozukluklarını tespit etmekte yararlanılan nörofizyolojik yöntemleri kullanacak elemanlar yetiştiriliyor. Nöroloji, KBB, psikiyatri, çocuk, göğüs hastalıkları ve fizyoloji uzmanının gözetimi ve denetiminde resmi ya da özel hastane ve polikliniklerinin elektroensefalografi, uyarılma potansiyelleri ve uyku ünitelerinde çalışılabilir.

Otopsi yardımcılığı: Adli vakalarda, otopsi uygulayan doktorun denetimi altında otopsi yapılması, ölüm sonrası örneklerin alınması, örneklerin gönderilmesi işlemlerini yapan, adli patoloji laboratuvarlarında çalışan, adli raporları yazan yardımcı sağlık personelidir. Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu merkez veya taşra teşkilatı, adliye, Sağlık Bakanlığı, üniversitelerin adli tıp anabilim dallarında istihdam sağlanıyor.

Perfüzyon teknikleri: Kalp-akciğer pompası ve kalp, akciğer destek cihazlarının uygulanmasında kalp cerrahına ameliyathane şartlarında yardımcı olacak teknik elemanlar yetiştiriliyor. Perfüzyon teknikeri, kalp ameliyatlarında, kalp-akciğer makinesini kurup ameliyat süresince makine yardımı ile kan dolaşımının devamını sağlar; karaciğer nakli sırasında dolaşımı sağlayan makineyi, diyaliz makinesini kurar ve çalıştırır.

Ergoterapi: Anlamlı ve amaçlı aktivitelerle sağlığı ve refahı geliştiren kişi merkezli bir sağlık mesleğidir. Ergoterapinin temel amacı kişilerin günlük yaşam aktivitelerine katılımını sağlamaktır. Ev, okul, işyeri, fabrika, sağlık merkezi, huzurevi, rehabilitasyon merkezi, hastane ve adli kurumlarda çalışma imkanı bulabilir.

Sağlık sektöründeki alanların yanında pilotaj, çağrı merkezi, posta hizmetleri gibi alanlarda da iş imkanı bulmak mümkün.

Pilotaj: Sivil havacılık alanında ihtiyaç duyulan pilotlar yetiştiriliyor. Pilotaj eğitimi programını bitirenler Ulaştırma Bakanlığı ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'ne bağlı kuruluşlarda veya özel havacılık şirketlerinde görev alabilir.

Çağrı merkezi: Bir işletmede üretimden satışa kadar uzanan temel işletme sürecinin yöneticiliğini yapabilecek nitelikli insan gücü yetiştirmeyi amaçlıyor. Özel veya 155 emniyet ve 112 sağlık gibi kamu kuruluşlarında çalışılabilir.

İş makineleri operatörlüğü: Üretim ve hizmet sektörlerinde çalışacak tekniker düzeyinde ara insan gücü yetiştiriyor. Özel ve kamu kuruluşlarında iş imkânı bulunuyor.

Posta hizmetleri: YGS 5 puan türüyle tercih edilebilen bir alan. Bu bölüm sadece Erciyes, Ondokuz Mayıs ve Osmaniye Korkut Ata üniversitelerinde yer alıyor. Üniversiteler, 50 kişilik kontenjana sahip. Taban puan 116.346 iken tavan 357.522. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile anlaşan PTT, personellerini artık bu bölümden alacak.

Enerji kaynakları teknolojisi: Kamu ve özel sektörde alternatif enerji kaynaklarının kullanımı ve enerji verimliliği konularında görev alacak, sorumluluk sahibi, görev bilinci yüksek insan gücü yetiştiriyor. Mezunlar, özel sektörde iş imkânı bulabildiği gibi elektrik işleri etüt idaresi bünyesinde de istihdam ediliyor.

180 bin hemşireye ihtiyaç var

Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2023 yılı projeksiyonunda sektörde en fazla personel açığı hemşirelik bölümünde. Bu tarihe kadar 180 bin hemşireye ihtiyaç duyulacak. Medipol Üniversitesi Rektörü aynı zamanda eski Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Prof. Dr. Sabahattin Aydın'a göre bu durumun en büyük sebebi değişen sağlık politikaları. Prof. Dr. Aydın, sosyal sağlık politikası ile her kesimden kişilere eşit sağlık hizmeti sağlandığını söylüyor. Hizmetin götürülmesiyle toplumda daha iyi hizmet alabilme talebinin de arttığını dile getiren Aydın, böylece bu sektörde özellikle de hemşirelik bölümünde ciddi ihtiyaçların doğduğunu belirtiyor.

Sağlık sektöründe 2023'e kadar toplamda 503 bin 720 ek personel ihtiyacı var. İlk sırada hemşirelik yer alırken, 60 bin 888 personel gereksinimiyle uzman hekimliği, 42 bin 981 uzman ihtiyacıyla aile hekimliği alıyor. Öte yandan günümüzün getirdiği sorunlar sebebiyle bazı alanlarda istihdam talebi de arttı. Yaşlı nüfusun çoğalması fizik tedavi ve rehabilitasyon, obezitenin yaygınlaşması ise beslenme ve diyetetik uzmanlığını gözde meslekler haline getirdi.

Medipol Sağlık Grubu olarak sektörde yeterli sayıda ve donanımda hemşire yetiştirilmesinin önemi üzerinde durduklarını söyleyen Prof. Dr. Sabahattin Aydın, bu vizyonla İstanbul Medipol Üniversitesi'nde bu yıl hemşirelik bölümüne kabul edilecek tüm adaylara yüzde 100 burs vereceklerini kaydetti.

İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'de bu yıl ilk defa bünyesinde işitme ve denge bozuklukları alanında çalışacak sağlık elemanlarını (odyolog) yetiştirecek odyoloji bölümü eğitimi için 30 öğrenci alacak. Toplam 175 civarında odyolog bulunan ülkemizde, alanda oluşan hızlı gelişim, ilk mezunlar için akademik kariyer şansını da güçlendiriyor. Ülkemizde 1.439 resmi ve özel hastane var. Bu hastenelerin tümünde odyolog ihtiyacı bulunuyor. Sağlık Bakanlığı'nda ihdas edilmiş kadrolar olmasına rağmen, yeterli sayıda odyolog olmadığından mevcut kadrolara atama yapılamıyor.

saglik-hemsireZaman

ZAMLI MEMUR MAAŞLARI

Katsayılara göre yüzde 4,22 olarak belirlenen memur maaş zammı, denge tazminatı ve aile yardımındaki artış da dahil edildiğinde, yüzde 5,1 ile yüzde 12,3 düzeyine yükselecek.

Maliye Bakanlığından edinilen bilgiye göre, 1 Ocak'tan geçerli olmak üzere katsayıları enflasyon farkına göre düzenleyen bir Kararname Taslağı hazırlandı. Taslakta, 2010 yılının temmuz-aralık döneminde 0,059445 olarak uygulanan maaş katsayısı 0,061954'e, 0,79310 olan taban aylık katsayısı 0,82656'ya, 0,018843 olan yan ödeme katsayısı da 0,019638'e çıkarıldı. Katsayı düzenlemelerinde genel oransal zam da yüzde 4,22 olarak tespit edildi. 

Maaşlardaki diğer iyileştirmeler 

Bu arada memur sendikalarıyla yapılan toplu görüşmeler sırasında uzlaşma sağlanan konular da, maaş düzenlemelerine yansıtıldı. Bu çerçevede, kamuda kurumsal ek ödemesi olmayan personele değişik adlar altında ödenmekte olan denge tazminatı (ek ödeme) oranında 14 puanlık artışa gidiliyor. Bunun maaşlara katkısı da 81,85 lira olarak hesaplandı. Aynı şekilde eşler için ödenmekte olan aile yardımı ödeneği de 20 lira artırıldı. Katsayıların getirdiği ek artışla birlikte 2010 yılının 2. yarısında 89,17 lira olan aile yardımı ödeneği, bu yılın ilk 6 aylık döneminde 112,94 lira olarak uygulanacak.


kamuya-memur-alimi

TÜM YÖNLERİYLE KIDEM TAZMİNATI FONU

Kıdem Tazminatı Fonu’nun olumlu ve olumsuz yönleri - ALİ TEZEL


Getirilmesi düşünülen kıdem tazminatı fonunun olumlu yönleri var olumsuz yönleri ama son günlerde kamuoyunu yönlendirmek için sadece olumlu yönleri ele alınıp, halkın fon taraftarı olması için tava getirme çalışmaları devam ediyor…

Fon’un işçi için olumlu-olumsuz yönleri olduğu gibi işveren için olumlu-olumsuz yönleri de var…

İşçi için olumlu yönleri;

1-Her dönem kıdem tazminatlı olacak

Şu andaki uygulamada, aynı işveren emrinde en az bir tam yıl çalışmış olmak ön şartıyla, işyerinden kıdem tazminatı alacak şekilde işten ayrılmak gerekiyor. Fon gelirse tıpkı SSK primi ödenir gibi işçi adına işvereni her ay Fona para ödeyecek ve işyerinden kıdem tazminatı alacak şekilde ayrılma olmasa bile fonda kişi adına para birikecek. En önemlisi 3-5 ay çalışıp ayrılanın ömrü boyunca kıdem tazminatı alabilme hakkı olmadığı halde fon gelirse olacak.

Çünkü, işveren her işçi için fona her ay fon primi ödeyecek. Özellikle taşaron şirket işçileri ben paramı hangi taşarondan alacağım derdinden kurtulacaklar.

2-Fon kişisel hesap şeklinde olacak

Fon ile ilgili düzenleme henüz tasarı taslağı aşamasında olsa bile getirilmek istenen düzenlemeye göre herkesin fona ödenecek primi kendisine ait olacak ve son beş yıllık ücret ortalamasına göre fona prim ödenen her yıl için bir brüt maaş tutarında ödeme yapılacak.

3-İşveren fona, fon işçiye ödeyecek

İşçi için olumlu yönlerden birisi kıdem tazminatının işverence değil, fon tarafından işçiye ödenecek olmasıdır. İşverenin işçi adına fon primini ödemiş olup olmamasının bir önemi yok. Fon primi işverenden alacağından işvereni fona borçlu olsa bile işçi fondan şartları oluşunca parasını alabilecek. Kıdem tazminatının borçlusu işveren değil fon olacak.

4-Fondan üç şekilde para çıkacak

Şimdiki halde 1475 sayılı (eski) İş Kanunu’nun 14 üncü maddesine göre, en az bir yıl aynı işveren emrinde çalışmış olmak kaydıyla, işten ayrılma halinde yedi hal ortaya çıktığında işçi kıdem tazminatını alabilmekte iken, fon gelirse fondan üç şekilde para alınabilecek.

1-      Emekli olunca kendisi,

2-      Ölünce geride kalanları,

3-      Fonda adına 10 yıl prim ödendiğinde isteği üzerine kendisine,


5-İşçilerin kıdem tavanı artacak

İşçiye son brüt ücreti tutarında her yıl için bir brüt maaş kıdem tazminatı ödeniyor ama bu rakamın tavanı var. Tavan da en yüksek devlet memuru olan başbakanlık müsteşarına ödenen bir yıllık ikramiye kadardır. Bu rakam 2011 yılı ikinci dönemi için 2,731.85  TL.’dir. Ücreti bundan yüksek olsada işçi ancak her yıl için bu kadar tazminat alabilir. Fon gelirse (tasarı değişmezse) SGK’ya bildirilen tavan ücret 5440,50 TL baz alınacağından işçilerin fondan alacakları tazminat da fazla olacak.

İşçi için olumsuz yönleri;

1-Kıdem tazminatı alma halleri azalıyor

Halen, yedi hal oluştuğunda işveren işçiye kıdem tazminatı ödemek zorundadır. İşyerinde en az bir tam yıl çalışmış olmak koşuluyla, bunlar;

1-İşveren tarafından haklı bir sebep olmadan işten çıkartılırsa,

2. İşçi haklı bir sebeple işi bırakırsa,

3. Erkek çalışanlar askerlik için işi bırakırsa,

4. Emekli olmak amacıyla işçi işi bırakırsa,

5. Emeklilikte diğer şartları tamamlayıp, tamamlaması gereken yaşı evinde geçirmek isteyen işçi işi bırakırsa, (15 yıllık sigortalılık süresi ve bu süre içinde 3600 günü varsa işçinin isteği üzerine,)

6-Kadın işçinin evlendikten sonraki bir yıl içinde işi bırakırsa,

7-İşçinin ölmesi,

hallerinde her çalışma yılına bir brüt maaşları tutarında kıdem tazminatı ödenir.

Fon gelirse bu haller azalacak, mesela askere giden, 15 yılı tamamlayan, evlenen veya işten çıkan ve çıkarılan işçi kıdem tazminatı alamayacak.

2-İşsizlik devresi parasız geçecek

Kıdem tazminatının en önemli işlevlerinden birisi işçinin gerek işten çıkma ve gerekse çıkarılma halinde kıdem tazminatı alması ve işsiz kaldığı, iş aradığı dönemde bu parasını harcamasıdır. Fon gelince bu tür bir uygulama olmayacağından işçinin, iş arama ve işsizlik dönemi parasız geçecektir. Bu dönemde İşsizlik Sigortası Fonundan işsizlik ödeneği alabilme durumu da olabilmektedir ama bugünkü haliyle işsizlik ödeneği işçinin alıştığı yaşam seviyesini koruyacak düzeyde ödenek vermemektedir. (en düşük 334, en yüksek 669 TL)


3-Fon’un geleceği belirsiz

Getirilmesi düşünülen Kıdem Tazminatı Fonu’nun en büyük handikaplarından birisi fonu devletin yönetecek olmasıdır. Eski Tasarrufu Teşvik Fonu (TTF), eski Konut Edindirme Yardımı Fonu (KEY) ve halen yaşama mücadelesi veren İşsizlik Sigortası Fonu gibi amacı dışında kullanılma ve fonun gelirlerinin devletçe çarçur edilmesi tehlikeler mevcuttur. Mesela asla amacı dışında kullanılmayacak denilen İşsizlik Sigortası Fonu şu an devlet tarafında, GAP müteahhitlerine, bölünmüş yol çalışmalarında harcanmaktadır. Mesele 2011 Haziran ayı Fon verilerine göre; İşsizlik Sigortası Fonundan geçmiş yıllarda 9.202.720.793,23.-TL GAP kapsamında Hazine Müsteşarlığı hesaplarına aktarılmıştır. 2011 yılında ise 253.163.254,75.-TL aktarım yapılmıştır.


Bu sebeple Kıdem Tazminatı Fonu kurulması, kıdem tazminatının kaldırılmasının yıllara yayılması anlamında gelecektir. Yıllar süresince de devlet işverenlere ödettiği fon primlerini tepe tepe kullanacak, ilk ödeme 10 yıl sonra olacağı için de 10 yıl sonra iktidarda olan hükümet de geçmiş hükümetleri suçlayıp, fonda para yok diyecektir.

4-Kıdeme esas ücret de düşecek

Halen geçerli olan kanunlara göre kıdem tazminatı ödenirken 30 günlük ücret bulunurken, geriye doğru bir yıl içinde işçiye ödenen her türlü maddi menfaatler dikkate alınmaktadır. Yani, servisler, işyerinde verilen yemekler, özel sigorta yardımları gibi para ve para ile ölçülebilen her türlü ödemeler kıdem tazminatında dikkate alınıyor ama fon gelirse bu iş bitecek. Sadece işçinin (işverence SGK’ya bildirilen) brüt ücretine göre fona prim ödeneceğinden işçilerin kıdem tazminatına esas ücretleri düşecektir.

5-Kayıtdışı çalışanların kıdemi yok olacak

Ülkemizde, gerçekte brüt ücreti 2500 YTL olan bir çalışanın, SSK’ya asgari ücret olan 837 YTL’den bildirildiği bilinen kayıtdışılıklardan biridir. İşte bu işçi şu an işten kıdem tazminatı alma hakkıyla ayrıldığında muhatap işveren olduğu için gerçek ücreti olan 2500 YTL’den ödenmesini temin edebilmektedir. Kıdemi işveren değil de 10 yıl sonra fon öderse 837 YTL’yi dikkate alarak ödeyecektir. Tabi, tamamen kayıtdışı olanlar da işyerlerinden ayrılırken, sigortasız da olsalar işverenden kıdem tazminatı alabilmektedirler ama fon gelirse, fondan tek kuruş alamayacaklardır.


6-Gazetecilerin kıdemine tavan gelecek

Fon gelirse SGK’ya bildirilen tavan ücret baz alınacağından 5440,50 TL. halen 5953 sayılı Basın-İş Kanunu gereğince kıdem tazminatı alan kamuoyunda 212’li denilen basın çalışanlarının kıdem tazminatı tavanı da bu rakam ile sınırlı olacak. Aylık brüt ücreti bu rakamdan yüksek olan basın çalışanları Fondan sonra kıdem tazminatını tavanlı olarak alacaklar.

Fon gelirse işçinin işyerine bağlılığı biter



Mevcut kıdem tazminatı uygulamasının kaldırılıp yerine getirilmesi düşünülen kıdem tazminatı fonunun işçiler için olumlu olumsuz yönlerinden bahsettik. 

Şimdi de işverenler için olumlu olumsuz yönlerini ele alıyoruz.

İşverenler aslında kıdem tazminatının tamamen kaldırılmasını talep ediyorlar bunu örgütleriyle de yüksek sesle dile getirip, uluslar arası sermayenin güçlü örgütleriyle (OECD, İMF, Dünya Bankası gibi) ülkemize baskı da yaptırıyorlar. Örgütsüz olan işçiler ise buna karşın yüksek ses çıkaramıyorlar. İşçi ile işveren arasında sorun olan kıdem tazminatı meselesine devlet ise müdahil olup, kıdem tazminatını kaldıralım diyerek işvereni memnun eder görünürken, yerine kıdem tazminatı fonu getirelim diye işçilere de şirin görünmek istiyor ama asıl amacı işçi-işveren arasında borç alacak ilişkisi yaratan devasa kıdem tazminatını fon kurarak kendi cebinde toplamaktır.

Kıdem tazminatı işçinin sonraya bırakılmış alacağıdır…

TİSK gibi bir işveren örgütü kıdem tazminatı yükünün işverenlerin sırtında çok yük oluşturduğunu ve bazı küçük ve orta ölçekli işletmeler için sermayelerin sıfırlanması riski ile karşı karşıya geleceklerini iddia ederek, kıdem tazminatının tamamen kaldırılmasını fon bile kurulmamasını istemektedirler. Ancak, kıdem tazminatına yüklenen anlamlardan birisi de “Ücretin sonraya bırakılmış hali” olmasıdır. Öyleyse, şirketlere yük olarak gösterilen kıdem tazminatları gerçek anlamda, işverenin sonraya bıraktığı ücrettir ve işçiden işverenine borçtur. Bu nedenle yük ise tıpkı bankadan alınan kredi gibidir. İşverenler bankalarda kredi aldıklarında ve kredi borçları da arttığında, “ borçlarımız çok arttı, kredi baskısı yaşıyoruz, bankaları kapatın” diyemiyorlarsa, benzer şekilde kıdem tazminatları birikti bunu kaldırın dememeleri gerekir.


İşverenler için olumlu yönleri;

1-Kıdem tazminatı borçlusu işveren olmayacak

Kıdem tazminatı fonunun uygulamaya girmesi halinde, işyerinde çalışanlar işçileri için işveren Fona her ay SGK’ya bildirdiği kazanç toplamının yüzde 4 veya 8’i oranında (tasarı daha net değil) her ay fona prim ödeyecek ama işçilerine kıdem tazminatı ödemesi yapmayacak. Kıdem tazminatının borçlusu Fon olacak. Bu sebeple işyerleri kıdem tazminatı yükü altında kalmayacak.

2-İşten çıkan/çıkarılana kıdem ödemeyecek

Mevcut uygulamada, işten kıdem tazminatı alacak şekilde çıkan veya işten çıkarılana kıdem tazminatı ödemek zorunda olan işveren Fonun devreye girmesi halinde işten çıkan veya çıkarılana kıdem tazminatı ödemek zorunda kalmayacak. Bu durumda işten çıkarma konusunda tereddüt etmeyecek. Ayrıca, askere gidene, evlenene, emekli olana da kıdem ödemek zorunluluğu olmayacak.

3-Mahkemelerden kurtulacaklar

Halen iş mahkemelerinin en büyük konularından birisi işçilerin, işverenlerinden alamadıkları kıdem tazminatı davalarıdır. Kıdem tazminatı fonu gelirse işçilerin, işten çıkma/çıkarılma durumlarında kıdem tazminatı borçlusu işveren olmayacağı için işveren bu tür davalara muhatap olmayacaktır. Yani, dava ile vakit kaybetmeyecek, avukatlık ve dava masrafları ile de karşılaşmayacaktır.

4-Daha çok işçi çalıştırabilecekler

Kıdem tazminatının kaldırılmasını talep büyük işveren örgütleri bunu talep ederlerken, kıdem tazminatı yükünden korkan işverenler işçi işe alma konusunda bu sebeple de tereddüt yaşıyor diyorlar. Kıdem Tazminatının kaldırılıp yerine fon uygulaması gelmesi halinde bu tür tereddütler de ortadan kalkacaktır.

İşverenler için olumsuz yönleri;

1-İşçiyi işyerinde tutamazlar
Kıdem tazminatının fonksiyonlarından, özelliklerinden birisi de, işçinin işyerine ve işverene bağlılığının ödülüdür. Yani işçi işyerine ve işverene ne kadar uzun süre bağlı kalırsa o kadar çok kıdem tazminatı alacaktır. İşte, kıdem tazminatı bugünkü özelliklerini kaybederse yani kıdem tazminatı kaldırılıp yerine kıdem tazminatı fonu kurulduktan sonra artık işçinin işyerine ve işverene bağlılığı özelliği sona erecektir. Bu durumda da işçilerin işyerleri arasında gidip gelmesi yani İŞÇİ DEVRİ  hızlanacaktır. O kadar hızlanacaktır bazen bir işçi bir günde 3 veya 4 defa işyeri değiştirecektir.

2-Kıdemini düşünen işçi işini bırakmaz

Bir işyerinde aylık 1000 lira ile 5 yıldan beri çalışan bir işçiye karşı fabrikadan 100-200 lira daha fazla ücret verildiğinde işçi 5 yıllık kıdemini yakmamak adına gitmemektedir. Ancak, 100 lira fazla ücret veren işyerine gittiği takdirde kıdeminin yanmayacağını bilen işçi çok sık işyeri değiştirecektir. Bu durumda işverenler nitelikli işçilerini çok daha rahat kaybedeceklerdir. Kaybeden de daha çok küçük ve orta ölçekli şirketler olacaktır.

3-İşverenlerin sermayeleri de fona aktarılacaktır

“Kıdem Tazminatı Fonu”nu çok işçi çalıştıran işverenler ile bu işverenlerin işçileri istemiyor ama az işçi çalıştıran işverenler ile bunların işçileri istiyor. Yani büyük işverenler fonu istemiyor ama küçük işverenler istiyor.

Tıpkı, 506 Sayılı Kanun’un Geçici 20 inci Maddesi gereğince bazı özel banka ve borsaların çalışanları için SSK’ya prim ödemek yerine, kendilerinin emeklilik sandıkları kurması gibi çok işçi çalıştıran işverenler, kurulacak “Kıdem Tazminatı Fonu”na prim ödemek yerine bu primleri kendileri kullanmak, gerektiğinde kendi sandıklarından ve fonlarından kredi kullanabilmek istiyorlar. Küçük işverenler ise kıdem tazminatı yükü arttıkça ödeme sıkıntısına düşmemek için fona taraftarlar.

Ayrıca fon kurulursa halen SSK ve İşsizlik Sigortasına ödenen primlerden başka bir de her ay yüzde 4 veya 6 oranında kıdem tazminatı fonuna işveren ödeme yapacaklar. Yani devlete ödedikleri rakam artacak, devletin kasasına giren rakam da yükselecek.

Şu anda işyerinde çalışan işçileri için kıdem tazminatı karşılığı ayıran ve ayırdığı bu fonu da sermayesiymiş gibi kullanabilen işveren kıdem tazminatı fonunun kurulmasından sonra her ay belli oranda primi, devlete ödeyeceği için kendi kullandığı fonu, devlete kullan diye verecektir. Mesela, 100 işçisi olan bir fabrika aylık 200 bin lira brüt ücrete göre 8 bin ile 12 bin lirayı her ay fona gönderecektir ama fon olmasaydı bu ayırdığı parayı kendisi kullanabilmektedir.

4-Fonu işveren değil devlet kullanacak
İşverenlere, mevcut vergi ve prim ödemeleri dışında yeni bir ödeme daha getirecek ve halen kendilerince kullanılan (özel) fonun devlet tarafından kullanılması sonucunu getirecektir. “Kıdem Tazminatı Fonu” çok işçi çalıştıran işverenler ile az işçi çalıştıranlar işverenlerin taraf olduğu ve devletinde yeni bir kaynak gözüyle bakarak talepkar olduğu bir DEV FON’u ortaya çıkaracaktır. Kıdem tazminatı fonunu da devlet 10 yıl boyunca tepe tepe kullanacaktır.

Samimi iseniz çalışanlar için “kıdem tazminatı garanti fonu” getirmelisiniz

Kıdem tazminatı fonu gelsin diyenler en başta, sanki işçileri düşünüyorlarmış gibi bazı küçük işletmeler ile iflas eden şirketlerin işçileri kıdem tazminatlarını alamıyorlar O nedenle fon gelmeli diyorlar…

Madem işçiyi bu kadar düşünüyorsunuz, madem derdiniz kıdem tazminatını işverenden tahsil edemeyen işçiler, kıdem tazminatı uygulamasına hiç dokunmayın üstüne “Kıdem Tazminatı Garanti Fonu” kurun ki samimiyetinizi gösterin.…

Yani, kıdem tazminatı uygulaması aynen kalsın, işverenden kıdem tazminatını alamayan işçilere paralarını ödemeleri için fon kurulsun…

İşverenler için Kredi Garanti Fonu

Uygulamada olan bir “Kredi Garanti Fonu” var. Biliyorsunuz, bankalar kriz ortamında kredi vermekten korkuyorlar ve verdikleri kredinin geri gelmeme ihtimalini öne çıkarıyorlar. Hükümet de buna karşın, “Kredi Garanti Fonu” kurup, işverenlerin ödeyemedikleri kredileri bu fona yüklemeye ve bankaları rahatlatıyor…

Bakın, bankaları kapatalım, kredileri biz verelim Kredi Fonu kuralım demiyorlar, krediyi yine bankalar versin ama biz de bankalara kredisini geri ödeyemeyen işverenleri rahatlatalım diyorlar. O zaman aynı şeyi işçiler yani çalışanlar için de düşünmeliler…

İşçiler için de Kıdem Tazminatı Garanti Fonu gelmeli

Yeniden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız olan Faruk ÇELİK, daha önceki konuşmalarından birisinde, “Kıdem tazminatında “bireysel fon oluşturulması” seçeneğini uygun gördüklerini belirtip, “Bize göre en doğru çıkış yolu bireysel fon. Yani işveren, işçi başına fona prim yatıracak, biz de bunları denetleyeceğiz” demişti. Ardından da, mevcut kıdem tazminatı uygulamasının ise işçi aleyhine olduğunu savunup, atılan kişiye kamu dışında hiçbir özel sektör kurumunun kıdem tazminatı ödemediğini ileri sürüp, “Sorun da bu. Biz işçi kendi isteği ile ayrıldığında da fondan yararlanmasını sağlayacağız” demişti.

Yani diyordu ki biz işçileri çok düşünüyoruz Onlardan bazıları kıdem tazminatını işverenlerinden alamıyor o nedenle fon getireceğiz. Peki öyleyse işçileri, çalışanları bu kadar çok düşünüyorsanız, derdiniz çalışanların kıdem tazminatlarını tam olarak almaları ise buyurun “Kıdem Tazminatı Garanti Fonu” kurun.

Mevcut haklara ise dokunmayın…

“Allahım kendim için bir şey istiyorsam namerdim sen anneme güzel bir gelin nasip et “ türü bir yakıştırma ile biz işçilerin kıdem tazminatını elinden alıp işi sulandırmak istemiyoruz, onların kıdem tazminatlarını eksiksiz almaları için uğraşıyoruz diyenler gerçekten samimi iseler. Mevcut kıdem tazminatı haklarına dokunmadan, bu haklarına ulaşamayanlara yardımcı olacak çözümler peşinde koşarlar.

***Evlenen kızlarımız kıdemlerini alıp çeyizlerini alabilsinler,

***Askere giden gençlerimize askerde harçlık lazım,

***Emekli olan çalışanlarımı hayallerini gerçekleştirebilsinler,

***İşten atılanlar üç kuruş işsizlik ödeneği bittikten sonra da hayatlarını idame ettirebilsinler,

***İşvereni kendisine haksızlık eden çalışan haklı sebeple işini bırakınca aç kalmasın,

***Anasını-babasını-eşini kaybedenler acılarını hafifletebilsinler.

4- Dönüp-dolaşıp kıdemi kaldırmayı gündeme getiriyorlar

Son 10 yıldır söz dönüp dolaşıp kıdem tazminatlarının kaldırılmasına geliyor, ara sıra yoklama çekiyorlar bakıyorlar halk tava gelmiş mi? Ses çıkaran yok mu var mı? Diye yokluyorlar. Sesinizi çıkarmazsanız kaldırırlar bu hakkınızı. Öte yandan bugün sadece işçilerin kıdem tazminatı tartışma konusu edilmektedir. Ama tartışma sonucunda kıdem tazminatında bir indirime gidilirse bu, memurları da etkileyecektir. Zira, kıdem tazminatına paralel olarak kamu çalışanlarına da emekli olduklarında çalıştıkları her yıla karşın bir aylıkları ikramiye olarak verilmektedir. Kıdem tazminatı kalkarsa memurların ikramiyesi de kaldırılacaktır.

Özellikle AB’yi örnek gösterip (ki sadece dört AB ülkesinde kıdem tazminatı uygulaması yasal olarak yok ama TİS’ler ile var) Kıdem tazminatının kaldırılmasını isteyenlere bir çift sözüm var;

·  AB ülkeleri seviyesinde asgari ücret,

·  AB ülkeleri seviyesinde aile ve çocuk yardımları,

·  AB ülkeleri seviyesinde sosyal güvenlik yardımları,

·  AB ülkeleri seviyesinde emekli aylıkları,

·  AB ülkeleri seviyesinde sosyal güvence,

·  AB ülkeleri seviyesinde sendikal haklar, işçilerimize tanındıktan sonra ancak kıdem tazminatına sıra gelebilir. İnanıyoruz ki yukarıdaki haklara sahip olacak işçilerimiz kıdem tazminatı istemeyeceklerdir.

***Çalışanların hayallerine sakın dokunmayın
Ülkemiz işçileri, Avrupa ülkeleri arasında en düşük ücret seviyesine sahiptir ve AB'nin bizi almaktan korktuğu yönlerden biri de 20 milyonluk ucuz işgücünün Avrupa içine akın etmesi gerçeğidir.
Düşük ücret seviyesi ile çalışanlarımızın en büyük hayali ise kıdem tazminatlarıdır. İşverenden alacakları bu toplu para ile ev, arsa, araba almak ya da oğluna işyeri açmak amacında olan işçilerimizin elinden şimdi bu HAYALLERİNİN de alınması gündemde.
Zaten düşük ücret ile emeklilikte alacakları kıdem tazminatı ile hayal kuran işçilerimizin hayallerini de elinden almaz umarım, zira asgari ücret ile açlık seviyesinde yaşayan işçilerin ellerinden hayallerini de alırsanız, çıkabilecek sosyal patlamaların önünde kimse duramaz. Unutmayın, hayal ve ümidi kalmayanların, kaybedecek bir şeyi olmaz.


kamuya-memur-alimimemuruz.biz

BU İLACA DİKKAT!

 

ilaçTürk Eczacıları Birliği, internet üzerinden satışa sunulan ürün hakkında kritik bir uyarıda bulundu...

Türk Eczacıları Birliğince (TEB), kalp ve damar hastalarının kullanması gerektiği iddiasıyla internet üzerinden satışa sunulan ''Clavis Panax'' adlı ürünün, halk sağlığı için açık bir tehdit olduğu uyarısında bulunuldu.

TEB Merkez Heyetinden yapılan açıklamada, son zamanlarda bitkisel içerikli ürünlerin kullanımında yoğun bir talep yaşandığı, bunda bu tür ürünlerin içeriğinin bitkisel olması nedeniyle ''hiçbir zararı yokmuş'' yönündeki algılamanın etkili olduğu belirtildi.

Bu ürünlerin, hiçbir sağlık profesyonelinin yönlendirmesi olmaksızın halka tanıtılarak satıldığı ifade edilen açıklamada, ''gıda takviyesi ürün olduğu, kalp ve damar hastalarının mutlaka kullanması gerektiği'' ibaresiyle satışa sunulan ürünlerden birinin de ''Clavis Panax'' olduğu kaydedildi.

Söz konusu ürünün hem internet hem de çeşitli televizyon kanalları aracılığıyla tanıtıldığı, satışının ise sadece internet üzerinden yapıldığı belirtilen açıklamada, şu ifalere yer verildi:

''Ürünle ilgili bilgisine başvurduğumuz, TEB Eczacılık Akademisi Başkanı ve Farmakognazi Profesörü Sayın Kemal Hüsnü Can Başer'in değerlendirmesine göre, tamamen bitkisel olduğu iddia edilen bu ürünün içerisinde demirdikeni, yulaf ve ginseng bitkilerinin hangi kısımlarının ve bunların ne miktarda olduğu belli değildir. Prof. Başer'e göre, internet dışından temini mümkün olmayan bu ve benzeri ürünlerin, Sağlık Bakanlığından ruhsat almaksızın ister ilaç isterse gıda takviyesi adı altında pazarlanması halk sağlığı için açık bir tehdittir.

Ayrıca 'Clavis Panax' isimli ürünü pazarlayan ve doktor olduğunu iddia eden kişi, yaptığı bu etik dışı davranışı sebebiyle kendi meslek kuruluşunca takibe alınmalıdır.

 

Akşam

EMEKLİNİN İKRAMİYESİNİ ARTIK SGK ÖDEYECEK

Eski memurların alamadıkları ikramiyeleriyle ilgili Anayasa Mahkemesi ikinci kere iptal kararı verdi. Yeni bir düzenleme için de süre vermedi. Artık 12 Temmuz 2011 gününden sonra emekli olacak olanların ikramiyelerini SGK ödemek zorunda. 12 Temmuz 2011 gününden önce emekli olmuş olanlar ise dava açarak ikramiyelerini alabilirler...

 

Hocam merhaba, Anayasa Mahkemesi’nin emekli ikramiyeleri hakkındaki kararı sonucu nasıl hareket etmeliyiz. Biz daha önceden Emekli Sandığı’na dilekçe vermiştik sizin tavsiyeniz üzerine, doğal olarak negatif cevap geldi ama dava açmamıştık. Şimdi ne yapmamız gerekiyor? İsmi saklı

 

Sayın okurum, bu köşeden eski memurların ikramiyeleri konusunda çok haber, öneri ve dava dilekçe örnekleri okudunuz. Dava açanlardan ikramiyelerini alanlar da oldu davaları devam edenler de var. (Bu arada bizim yayınladığımız dilekçede ödeme tarihindeki gösterge, katsayı, taban aylık ibarelerini yazmayıp da ikramiye ve faizini istiyorum diyenler 50-60 lira aldılar.)

 

SÜRECİ HATIRLAYALIM

Geçmiş yıllarda bir müddet memuriyet yapmış ve sonrasında (memur değilken) SSK, Bağ-Kur veya Emekli Sandığı’ndan emekli olmuş kişiler, 2009 yılında Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararla ikramiyelerini alabilme hakkına kavuştular ama hükümet engellemek için yeni bir yasa çıkardı. Hem CHP’nin başvurusu ve hem de örneğini yayınladığımız dava dilekçeleri sonrasında binlerce kişi yeniden Anayasa Mahkemesi’ne gitmişti. 12 Mayıs 2011 günkü oturumda Anayasa Mahkemesi bir kez daha eski memurlara ikramiye ödenmeli kararını verdi. İşte bu karar 12 Temmuz 2011 günü Resmi Gazete’de yayınlandı.

 

ESKİ MEMURLARA İKRAMİYE HAKKINI 2009’DA ANAYASA MAHKEMESİ VERMİŞTİ

Memurlar emekli olduklarında en son TC Emekli Sandığı Kanunu gereğince kesenek-prim ödemişlerse SGK’dan ikramiye alabilmekteydiler ama memur iken istifa edip sonrasında bir gün dahi olsa SSK veya Bağ-Kur’a prim ödeyerek (ister SSK’dan, ister Bağ-Kur’dan, ister İş Bankası Sandığı’ndan, ister Emekli Sandığı’ndan) emekli olmuş olanlara SGK ikramiye ödemiyordu. Anayasa Mahkemesi 2009 yılında verdiği kararla bu haksızlığa son vermişti.

 

Birden çok sosyal güvenlik kurumuna prim-kesenek ödenmesi durumunda hizmetleri birleştiren, 2829 sayılı Kanun’un “Emekli İkramiyesi” başlıklı 12’nci maddesinde bulunan “Son defa TC Emekli Sandığı’na tabi görevlerden emekliye ayrılan ve kendilerine bu Kanunun 8’inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden aylık bağlananlara, TC Emekli Sandığı’na tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda prim veya kesenek ödemek suretiyle geçen sürelerinin toplamı üzerinden, 5434 sayılı TC Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre emekli ikramiyesi ödenir” biçimindeki hüküm içindeki, “Son defa TC Emekli Sandığı’na tabi görevlerden emekliye ayrılan ve ...” ibaresini, Danıştay 11. Dairesi’nin 2005/40 Esas sayılı başvurusuyla Anayasa Mahkemesi 05.02.2009 tarihli oturumunda iptal etmişti. Ancak aynı oturumda iptal hükmünün, kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından (5 Haziran 2009 gününden) başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine de karar verilmişti.

 

HÜKÜMET, ANAYASA MAHKEMESİ KARARINA UYMADI!

Anayasa Mahkemesi kararına göre 5 Haziran 2010 gününe kadar eski memurların ikramiyelerini alabilmeleri için hükümet TBMM’den kanun geçirmesi gerektiği halde tam tersi bir kanun çıkardı. 16 Haziran 2010 günü TBMM’de kabul edilen “5997 SAYILI BAZI KANUNLARDA VE 190 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN”da, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararına uygun düzenleme yapılması gerekirken aksi bir düzenleme yaptı ve “İKRAMİYELERİ ödemeyeceğim” dedi. 5997 sayılı Kanun’un 14’üncü maddesiyle yapılan düzenleme ile hükümetin Anayasa Mahkemesi’nin kararına aykırı bir şekilde yaptığı “İkramiyeleri ödemeyeceğim” dediği düzenlemenin iptalini, hem anamuhalefet partisi CHP hem de 18 Haziran 2010 ve 29 Temmuz 2010 günleri bu köşeden yayınladığımız İdare Mahkemesi’nde açılacak dava dilekçe örnekleriyle mahkemelere başvuran halk talep ettiler. Memuriyet süreleri için ikramiye istediler.

 

ANAYASA MAHKEMESİ BİR DAHA İPTAL ETTİ

Hükümetin eski memurlara vermek istemediği ikramiyeleri için Anayasa Mahkemesi 12 Mayıs 2011 günkü oturumunda eski memurların ikramiye konusunu da ele aldı ve hem CHP’nin hem de halkın başvurusu üzerine, “5997 sayılı bazı kanunlarda ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesiyle, 8.6.1949 günlü, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 89. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinin “Son defa bu kanun veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesi hükümlerinin uygulanmasını gerektiren görevlerde çalışmakta iken emekliye ayrılan ve ...” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE” karar verdi.

 

ESKİ EMEKLİLER İKRAMİYE ALMAK İÇN DAVA AÇSIN

Anayasa Mahkemesi’nin 12 Mayıs 2011 günkü oturumunda verdiği iptal kararı, 12 Temmuz 2011 günlü Resmi Gazete’de yayımlandı. İptal kararıyla bu tarihten sonra emekli olacak olanlar artık ikramiyelerini, emekli oldukları andan itibaren SGK’dan (Kamu Görevlileri Emeklilik İşlemleri Daire Başkanlığı’ndan) talep etmeleri halinde sorunsuz bir şekilde alma hakkına kavuştular.

 

DANIŞTAY KARARI BULUNUYOR

12 Temmuz 2011’den önce emekli olmuş olanlar ise dava açarak ikramiye alabilirler. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı geriye yürümez ama daha önce Danıştay’ın “ikramiyeler ödenmeli” kararları var olduğu için emsal davalarla açacakları dava ile ikramiyelerini alabilirler. Ancak, talep kısmında mutlaka “ödeme tarihindeki katsayı, taban aylık katsayısı dikkate alınarak ödensin” desinler. Aksi halde emekli oldukları yıldaki katsayı ve taban aylık katsayısıyla 20-25 bin lira alacakları yerde 50-60 lira alma durumunda kalırlar.

Habertürk

KAMUDA ÇALIŞAN 270 BİN SÖZLEŞMELİ (4/B) PERSONEL, DEVLET MEMURLUĞUNA GEÇİRİLECEK

sozlesmeli-memurBaşbakan Tayyip Erdoğan'ın önceki gün Memur-Sen Genel Kurulu'nda verdiği kadro müjdesi, kamuda görev yapan 270 bin sözleşmeli (4/b) personeli ilgilendiriyor. Müjdeyle, çoğunluğu Milli Eğitim Bakanlığı'nda çalışan ve yıllardır kadroya geçmeyi bekleyen sözleşmeli öğretmen ve Sağlık Bakanlığı'nda çalışan hemşire, teknisyen ve sağlık memurlarından oluşan sözleşmeliler, 657 sayılı Devlet Memurları kapsamına alınacak.

MADDİ HAK GETİRMEYECEK

bekleniyor. Başbakan Erdoğan'ın bunun mümkün olup olmadığını Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'a sorduğu ancak Babacan'ın kendisine net cevap veremediği öğrenildi. Bakanlar Kurulu kararıyla kadroya geçirme işleminin mümkün olmaması durumunda, Meclis açıldığında bu konuda kanun çıkarılacak.

Yetkililer, düzenlemenin Bakanlar Kurulu kararıyla yapılabileceğini belirttiler. Sözleşmelilerin, memur yapılmasının herhangi bir maddi hak ya da maaş artışı sağlamayacağını belirten yetkililer, 4/a kapsamındaki memurlarla 4/b kapsamındaki sözleşmeli memurlar arasındaki maaş farklarının artık kapandığını vurguladılar. Başbakan'ın sözü gerçekleşirse kadroya geçen sözleşmeliler de artık idari görevlerde çalışabilecekler. En önemlisi, sözleşmelerin uzatılmaması gibi bir durum olmayacağından, iş güvencesine kavuşacaklar.

GEÇİCİ İŞÇİLER DE ALINMIŞTI
Habertürk'ün haberine göre; hükümetin, söz konusu düzenlemeyi Bakanlar Kurulu kararıyla yapması


Hükümet, 2007 yılındaki genel seçimler öncesinde karayolları genel müdürlüğü, köy hizmetleri ve belediyelerde çalışan 280 bin geçici işçiyi, sürekli işçi kadrosuna almıştı.

Sabah

 

Sayfa 1 / 37

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »